Start-up Psikolojisi

Son zamanların popüler konularından biri olan ‘start-up’lar, insanları kendi patronu olma, esnek çalışma imkânları ve alışılagelmişin dışında fikirler üretme gibi vaatlerle cezbetmektedir. Özellikle milenyaller olarak adlandırılan ve 1980 sonrası dünyaya gelip bugün iş hayatına atılmış olan kuşakta sıradan iş yaşamına bir başkaldırı olarak da tanımlanan startuplara ilginin önceki nesillere göre daha fazla olduğu görülmektedir. Fakat bir startupa sahip olma kavramı heyecan uyandırıcı olsa da maalesef büyük umutlarla hayata geçen bu girişimlerin büyük bir kısmının ömrü oldukça kısa olmaktadır. Diğer yandan bazı startupların ise hızla büyüyerek kısa sürede yapılan yatırımı misliyle karşılayabilecek gelirler elde eden seviyeye geldiği görülmektedir.

Peki, başarılı startupları diğerlerinden ayıran özellikler nelerdir? İnsanların startuplarla etkileşimlerinde hangi psikolojik etmenler rol almaktadır? Bu yazımızda startupların insan psikolojisiyle ilişkisini incelemek istedik.

Nesil çatışması ve startup algısı

Nesillerin keskin sınırlarla belli gruplara ayrılması ve bu gruplara bazı karakteristik özellikler yüklenmesi tartışmalı bir konu olsa da 1980 sonrası gelen neslin, yani milenyallerin iş hayatına bakışının ve beklentilerinin farklı olduğu bilinmektedir. Milenyalleri yetiştirmiş olan önceki nesiller ise iş hayatına daha klasik bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Klasik anlayışa göre, iş hayatı çalışkan olanı ödüllendirir, başarıya ancak uzun ve yorucu çalışma sonucu ulaşılır ve iş hiyerarşisine saygı duyulmalıdır. Bu kavramda başarı rastlantısal değildir. Örneğin, bir bankaya vezne görevlisi olarak girilip uzun yıllar yoğun bir çalışmayla müdürlük mertebesine yükselmek mümkündür. Tabii iş hayatının kurallarına uyulması şartıyla!

Bu iş felsefesiyle düşünmeye alışmış önceki nesiller için iş hayatının kurallarını adeta hiçe sayan startuplar kuşkuyla karşılanmaktadır. Startuplara ilgi duyan yeni nesiller ise iş hayatının gerekliliklerini yerine getirmekten kaçmakla ve tembellikle suçlanmaktadır. Fakat tahmin edileceği üzere yeni neslin düşüncesi ve startup konseptine bakışı önceki nesle göre oldukça farklıdır.

“Kalıpların dışına çıkmak”; startupların cezbedici etkisi

Startup konseptinin cazibesi, kalıplaşmış iş algısını değiştirmesinde yatar. Fakat bundan başka, yeni nesillerin gözünde bu cazibeyi yükselten başka nedenler de vardır. Bunlar arasında nispeten düşük bir bütçeyle startup yatırımı yapabilmek, hızlı bir şekilde bazen milyonları bulan gelir kalemlerine erişebilmek ve yatırım fırsatı arayan girişimcilerin dikkatini çekebilmek sayılabilir. Startup konsepti için örnek gösterilen birey, klasik anlayıştaki gibi uzun yıllar çaba sarf ederek zorluklarla yükselebilmiş bir iş insanı değil, doğru yatırımlarla hiç düşünülmemiş bir fikir bularak hızlı çıkış yakalamış genç bir girişimcidir. Bu ideal girişimcinin hiyerarşik bir iş düzeni, altında çalıştırdığı ama tanımadığı birçok elemanı yoktur, girişimindeki insanlara arkadaşı gibi davranmaktadır.

Resmedilen bu ideal girişimci portresi, düşünce sistemi önceki nesillere göre oldukça farklı olan yeni nesil girişimcilerin dikkatini çekmektedir. Teknoloji ve sosyal medya kullanımı konusunda başarılı olan bu yeni nesil, startupların işleme mekanizmalarını da daha iyi idrak edebilmektedir. Bugün yeni fikirlere erişim düne göre daha kolay olduğu için, şimdiye kadar düşünülmemiş bir fikirle hızlı bir çıkış yakalayabilme fırsatı milenyaller için olası bir senaryo olarak yorumlanmaktadır.

Başarılı ve başarısız startuplar

Tüm cazibesine rağmen yeni kurulan startupların yaklaşık yüzde 90’ının kısa sürede başarısızlıkla sonuçlandığı düşünülmektedir. Yapılan araştırmalar başarılı olan yüzde 10 içinde bulunan startupların sahiplerinde ise bazı ortak özellikler bulunduğunu göstermektedir. Başarısızlık karşısında pes etmemek, sonuca odaklanmayıp süreçten keyif almak bu özelliklerden bazılarıdır. Fikir ne kadar iyi olursa olsun, girişim ne kadar hızlı büyürse büyüsün, işlerin yolunda gitmediği durumlar her zaman olacaktır. Başarılı girişimciler bu durumda umutsuzluğa kapılmayıp çıkış yolları aramaya devam etmektedirler. Diğer bir deyişle başarılı startupların sahipleri süreci sonuçlandırmak yerine bu süreçten keyif almakta ve başkalarının pes ettiği noktada ilerlemeye devam etmektedir.

Sonuç odaklı değil süreç odaklı olmak, girişimcilerin başarısızlıkla karşılaşınca daha az etkilenmesini ve işe hızlı bir şekilde geri dönebilmelerini sağlamaktadır. Bu düşünceye göre başarısızlık, startup girişiminin gelişim sürecinde kaçınılmaz bir durak olduğu gibi, azim ve sebat ile başarıya ulaşmak da beklenen bir sonuçtur.

Bir startup kurmak veya devam eden bir startupa dâhil olmak isteyenlerin başarısız olma ihtimali yüksek bir yatırım içine girdikleri gerçeğini göz ardı etmemeleri gerekmektedir. Olumlu düşünmenin bir zararı olmamakla birlikte gerçekçi olmak, girilen marketin analizini iyi yapmak ve beklentileri doğru anlamak gerekmektedir. Unutulmaması gereken şey; başarılı girişimcilerin başarısızlıkla karşılaşmayanlar değil, buna rağmen mücadele etmeye devam edenler arasından çıktığıdır.

Dr. Egehan Salepci ve Dr. Genco Fas