Parkinson Hastalığı

Filmlerde ve dizilerde zaman zaman karikatürize edilen “yaşlı insan” figürüne hepimiz denk gelmişizdir. Elinde baston taşıyan bu karakter titremekte ve oldukça yavaş hareket etmektedir. Vücudunda bir katılık hâli vardır, söylenenleri unutmakta, sürekli gençliğindeki anılarından bahsetmektedir... Yaşlılık hâli ile özdeşleştirilen bu görünüm aslında normal yaşlanma sürecinin parçası değildir. Bu belirtiler, dünyada 10 milyondan fazla insanın hayatını etkileyen, bu kişilerin yaşlanma sürecini konforlu geçirmelerine engel olarak yaşam kalitesini düşüren Parkinson hastalığına işaret etmektedir. Peki, her sene 11 Nisan’da Dünya Parkinson Günü olarak anılan ve farkındalığı artırılmaya çalışılan Parkinson hastalığına ne sebep olmaktadır? Bu hastalığın kesin bir tedavisi var mıdır?

Parkinson hastalığı beyinde hareketi düzenlemeye yarayan bazı sinir hücrelerinin zaman içerisinde hasar görmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalığın oluşum süreci tamamen netleştirilmemiş olsa da bu hastalığa yakalanmış kişilerin beyin dokusu incelendiğinde sinir hücreleri içerisinde normalden farklı olarak proteinlerin işlevsiz bir şekilde birikmiş olduğu görülmektedir. Bu bulgular, hastalığın ilerleyen yaşla birlikte belirti göstermesini açıklamaktadır. Yıllar içerisinde hatalı üretilen proteinler sinir hücrelerinde birikerek bu hücrelere zarar vermekte, zaman geçtikçe de bu zararın etkileri açığa çıkmaktadır.

Sinir hücrelerinin hasar görmesi sonucunda hasta, bir süre sonra hareketlerini kontrol etmekte sorun yaşamaya başlar. Özellikle normal şartlar altında düşünmeden gerçekleştirdiğimiz, örneğin yürüme, ayağa kalkma veya hareketsiz şekilde sakince durma gibi işlevleri gerçekleştirmekte zorlanır. Eğer sağlığımız yerindeyse yürümeye karar verdiğimizde beynimiz bunu otomatik olarak gerçekleştirir. Attığımız her adımı düşünmemize ve hesap etmemize gerek yoktur. Yürümeye karar vermek yeterlidir. Ancak Parkinson hastalığı olan bireylerde beynin otomatizasyon sistemi hasarlı olduğundan bu tip işlevler otomatik olarak gerçekleştirilemez. Birey her adımında bilinçli bir efor sarf etmek zorundadır. Bunun sonucunda da hastalıkta gördüğümüz donuk ve ağır hareketler ortaya çıkar.

Genelde hastalığın başında hastanın zihinsel işlevlerinde belirgin bir sorun olmasa da maalesef hastalık ilerledikçe uyku problemleri, demans ve depresyon gibi belirtiler de tabloya eklenebilmektedir. Ailesinde bu hastalık bulunan kişiler hastalığın gidişatını ve ilerleyişini bir hasta yakını olarak yakından yaşadıkları için kendileri de tanı alırlarsa süreci bilmenin getirdiği bir çaresizlik hissi ve beraberinde depresyon hızlı bir şekilde ortaya çıkabilmektedir.  

Parkinson hastalığına neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir ancak hastalıkta genetik bir yatkınlık olduğu bilinmektedir. Ailesinde Parkinson hastalığı görülenlerde risk normal topluma göre daha fazladır ancak bu riskin yine de düşük bir risk olduğu göz ardı edilmemelidir. Hastalık senelerdir biriken sinirsel bir hasar sonucu ortaya çıktığı için genelde 60 yaşından sonra belirti vermektedir. Her iki cinsiyette görülse de erkeklerde daha sık saptandığı gözlenmiştir. Hastalığın ortaya çıkmasının dış etkenlerle ilişkisi gösterilmemiştir ancak zirai ilaçlar ve hayvan zehirleri gibi toksinlerin hastalık riskini artırabileceği söylenmektedir.

Hastalığın tanısı muayene sonucuna göre konmaktadır. Kesin tanıyı sağlayan bir görüntüleme testi veya kan testi bulunmamaktadır. Bu nedenle benzer belirtiler veren hastalıkların iyi ayırt edilmesi gerekmektedir. Demansa neden olan Alzheimer hastalığı gibi diğer hastalıklar da Parkinson hastalığı ile karışabilmektedir. Ayrıca bazı ilaçlar da bu hastalığa benzeyen yan etkilere neden olabilmektedir. Örneğin bazı psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan anti-psikotik denen bir ilaç grubu yan etki olarak benzer bir tablo ortaya çıkarabilmektedir. Bu yan etkiler genelde ilacın kesilmesiyle düzelmektedir. Bu nedenle bu tanıdan şüphelenilen hastalar için hastanın kendisinin veya yakınlarının kullanılan ilaçları eksiksiz olarak doktorlarına bildirmesi gerekmektedir.

Hastalığın tedavisinde birçok yöntem bulunmaktadır. En basit olarak, fiziksel egzersizlerin hastalığın seyrini olumlu etkileyebileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Bu sonuçlara paralel olarak da yaşa uygun yapılan düzenli egzersiz programları tedavide fayda sağlamaktadır. Hasarlanmış sinirlerin salgıladığı sinyalleri düzenleyerek belirtileri tedavi eden çok sayıda ilaç da yine hastaların istifadesine sunulmuştur. Ayrıca son yıllarda Derin Beyin Stimülasyonu veya Beyin Pili olarak bilinen yöntemle hastalığın belirtileri azaltılabilmektedir. Bu yöntemde beyinde hasarlanmış sinirlerin olduğu bölgeye bir elektrot konularak beynin üretemediği sinyaller dışarıdan bir aygıt aracılığıyla oluşturulmaktadır.

Dünyaca ünlü boksör Muhammed Ali Clay ve Geleceğe Dönüş filmlerinin yıldızı Michael J. Fox bu hastalık ile yaşamak zorunda kalmış tanınmış insanlardandır. Bu kişiler Parkinson hastalığı tanısı aldıktan sonra yaşama küsmemiş, pes etmemiş ve aksine bu hastalık konusunda birçok araştırma yapılmasına katkıda bulunmuşlardır. Üstelik Michael J. Fox alışılagelmişin aksine çok erken bir yaşta, 29 yaşındayken bu tanıyı almasına rağmen profesyonel aktörlük hayatına devam etmiş ve bu hastalık ile mücadele etmek için bir vakıf kurmuştur. Bu hikâyeler de bize bilimin yöntemleri ve insan azmi bir araya gelince aşılamaz görünen birçok engelin aşılabildiğini ve şu an çaresiz görünen hastalıkların tedavisinde bile kısa zamanda mucizevi gelişmeler yaşanabileceğini göstermektedir.