Müzik ve İnsan Beyni

Nasıl oluştuğunu, neden sevdiğimizi ya da neden bizi kimi zaman hüzünlü kimi zaman heyecanlı hissettirdiğini bilmesek de müzik, doğduğumuz andan itibaren hayatımızın doğal bir parçası haline gelir. İlk kez duyduğu şarkıyla dans eden bebeklerin videoları internette sıkça paylaşılmaktadır. Beyin ve sinirsel gelişimi henüz çok erken safhalarda olan bir bebeğin bile müziğe bu şekilde tepki vermesi, müziğin insan biyolojisiyle olan yakın ilişkisini göstermektedir. Bu yazımızda havada titreşen moleküllerin insan beyninde nasıl böyle bir karşılık bulabildiğine göz atmak istedik.

Müziğin matematiği

Ses, havadaki moleküllerin titreşerek denizdeki dalgalara benzer şekilde dalgalar oluşturmasıyla meydana gelir. Bir saniye içinde oluşan dalga sayısına ise sesin frekansı denir. Eğer bu frekans belirli sayılara denk gelirse bir nota oluşabilir. Örneğin, bir saniyede 440 tane dalga oluşuyorsa bu “La” notasını oluşturmaktadır. Sesin kaynağı bilinen bir müzik aleti olmasa bile eğer bir saniyede 440 tane dalga oluşturuyorsa bu insan beyni tarafından “La” notası olarak algılanmaktadır. Bu kaynak bir gitarın teli, üflemeli bir çalgı veya bilgisayar tarafından oluşturulmuş elektronik bir ses olabilir.

Dalga sayısı tam iki katına çıktığında yine aynı nota olarak algılanır ancak bu sefer bir üst perdeden veya oktavdan geldiği söylenir. Bu durumda sesin frekansı yani saniyedeki dalga sayısı 880’dir. İnsan beyni, dalga sayısı matematiksel olarak tam iki katına çıktığında bunu anlamakta ve çalınanın aynı nota olduğunu idrak edebilmektedir. Üstelik bunun olması için bir müzik eğitimi almak, matematik bilmek ve hatta okuma yazma bilmek bile gerekmemektedir. Bu durum müziğin yapısal olarak insan beyniyle bir uyumu olduğunu göstermektedir.

Müzik algısı nedir?

Seslerin dış dünyada oluştuktan sonra algılanabilmesi için de ayrıca bir yol kat etmesi gerekmektedir. Sesler önce kulak zarına ulaşır, burada bir davul gibi gerilmiş olan kulak zarını kendi frekanslarında titreştirirler. Sonrasında bu titreşim kulaktaki küçük kemikçikler aracılığıyla iç kulaktaki salyangoz denen yapıya iletilir ve burada elektrik sinyallerine dönüştürülür. Kulak siniri aracılığıyla da beyine iletilen bu sinyaller, beynin kulağa yakın kısmında bulunan ve temporal lob denen beyin parçasına iletilir. Bu bölgede işlenen sinyaller sonunda beyin tarafından müzik olarak algılanır.

Müziğin beyin üzerinde etkisi var mıdır?

Evet. Sevdiğimiz bir müziği dinlediğimiz zaman beynimizde ‘Dopamin’ ismi verilen ve normalde heyecan ya da mutluluk verici durumlarda salgılanan bir maddede artış olduğu gösterilmiştir. Bu da neden müzik dinlerken keyif aldığımızı açıklamaktadır. Bu maddenin salınımının müzik tepe noktasına ulaştığında en fazla salındığı gösterilmiştir. Bu da müziğin iniş ve çıkışlarına paralel olarak beynimizde de ‘Dopamin’ salınımında iniş ve çıkışlar olduğuna işaret etmektedir. Bunlar beynin müziğe gösterdiği anlık tepkiler olsa da müzik dinlemeyle beyinde kalıcı değişiklikler olduğu da bilinmektedir. Örneğin, ileri dönem Alzheimer hastaları kimi zaman ailelerini tanıyamaz hatta kim olduklarını bile hatırlayamazken, çocukluklarından bildikleri bir şarkı çalınca şarkıya eşlik edebilir hatta şarkının beraberinde getirdiği anıları da o an için hatırlayabilirler. Bu örnek, bilinçli olarak öğrendiğimiz birçok şeyin beynimizden silinebildiğini fakat müzikle taşınan bilginin beyinde çok daha kalıcı ve sağlam bir yerde depolandığını göstermektedir.

Müziğin etkileri beyinle de sınırlı kalmamaktadır. Yavaş bir müzik duyduğumuzda kan basıncımız düşer ve kalp hızımız yavaşlar. Benzer şekilde hızlı ve heyecan verici bir müzikle de kalp atışımızda hızlanma bekleriz. Müziğin bir tedavi yöntemi olarak kullanılması da son yıllarda gündeme gelmiş bir konudur. Son zamanlarda yapılan bazı klinik araştırmalarda epilepsi hastalarında belirli müzikleri düzenli olarak dinlemenin nöbet sıklığını azalttığı tespit edilmiştir. Müziğin vücudun direnç sistemine pozitif etki ettiğini bildiren çalışmalar da bulunmaktadır.

Müzik neden hoşumuza gider?

Bilim, sesin oluşumundan beynimize ulaşmasına ve orada depolanmasına kadar geçen süreçleri açıklayabilmiş olsa da müziğin neden beyinde bu yanıtları oluşturduğu sorusu hala gizemini korumaktadır. Bir teoriye göre, bunun açıklaması, insan beyninin kendine tanıdık gelen uyarıların tekrarlanmasından haz duymasıdır. İnsanların beyninde yüz tanıma için ayrılan bölüm oldukça gelişmiştir. Bu sayede insan toplum içinde aynı gruptan olduğu yani kendine dost olan kişileri ve düşman olabilecek potansiyel tehditleri kolayca ayırt edebilmektedir. Müzikte de belirli bir düzen olduğundan insan beyni bu düzeni algılayarak yüz tanımada kullandığına benzer bir yolu kullanmaktadır.

Açıklaması ne olursa olsun müziğin insan hayatının ve kültürünün çok büyük bir parçasını oluşturduğu açıktır. Sevdiğimiz bir parçayı dinlerken, sesin enstrümandan çıkarak kulağımıza gelene kadar yaptığı yolculuğu düşünmek, beynimizde milyonlarca nöron arasında dolaşırken oluşturduğu sinyalleri gözümüzün önüne getirmek belki de aldığımız keyfi arttıracak bir farkındalık sağlayabilir.

Dr. Egehan Salepci