Küçük Keyif, Büyük Mutluluk: Çayın Serüveni

Sıcacık, küçük bir bardak ama kocaman bir mutluluk...

Bu cümle bir bulmacada sorulsa akla ilk gelecek cevap herhalde “çay” olurdu.

Çay sabah kahvaltısının vazgeçilmezidir. İster meşhur ince belli bardakta, ister fincanda ya da kupada içilsin, aynı sıcaklık kaplar insanın içini. İçinde sevgi ve dostluğu, keyif ve mutluluğu, hüznü ve yalnızlığı barındırır. Günün her anında, sevinince veya üzülünce, yalnızken veya hep beraberken, o sıcacık bardak elimizdedir. Tüm dünyada sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek olan çay, hem tüketimi hem de üretimi açısından ülkemiz için de hayati önem arz etmektedir. Dünya genelinde yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan istatistiklere göre, ülkemiz kişi başına düşen yıllık çay tüketiminde birinci, üretiminde ise beşinci sırada yer almaktadır.

Kültürümüze işlemiş, elimizden düşürmeyip, soframızdan eksik etmediğimiz çay nedir, nereden ve nasıl gelmiştir? Bunun için tarihte bir yolculuğa çıkmak gerekir.

Çin’den Dünyaya Yayılan Lezzet

Çay bitkisinin bilimsel ismi Latince “Camellia Sinensis”dir. Pek çok bitkinin çayı yapılabilse de en çok kullanılan bitki çay çalısıdır. Çay çalısının yaprakları kurutulup, sıcak suda haşlanarak çay haline getirilir. Çay çalısının ve diğer bitki yapraklarının tıbbi malzeme yapımında kullanılması ve hepimizin deneyimlediği şekilde içecek olarak tüketimi, çayın çok eskilerden beri bilinen kullanım alanlarıdır. Çayın içilerek tüketilmesinin ise bir tesadüf sonucu olduğu söylenir. Bazı kaynaklar M.Ö. 2737 yılında, Çin İmparatoru Shen Nung’un, kaynayan suya çay yapraklarının düşmesi sonucu, tesadüfen çayın içilerek tüketilmesini bulduğunu yazmaktadır. Çin’de hem medikal hem de içecek olarak kullanılan çay, daha sonra Kore, Japonya, Vietnam gibi ülkelere yayılmıştır. Çin, çayın sadece keşfedildiği yer değil, adının da konulduğu bir coğrafyadır. Çay, adını Çin’in Mandarin lehçesinden alır ve Çince okunuşu “Ça” şeklindedir. Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey ülkelerine yayıldığı sırada da ismi aynı kalmıştır. Latince harfler ile “cha” olan kelime, günümüzde de pek çok ülkede çay olarak okunmaktadır.

Çin’den, Portekiz’e çayın ekilmek üzere gidişi 17. Yüzyıl’a denk gelir. O tarihlerde çay üretimi Avrupa’da kısıtlı denilebilecek bir hacimle gerçekleşirken, İngiltere kralının bu dönemde Portekiz prensesi ile evlenmesi çayın Avrupa’daki kaderini kökünden değiştirmiştir. Prensesin saraya getirdiği bu yeni içeceğin soylular arasında popüler olması, her kesimde çaya olan ilgiyi ve talebi de artırmıştır. Ülkede üretilemeyen ve çok pahalı olan bu bitkinin o dönem İngiltere’nin hükümdarlığı altındaki Hindistan’da üretilmesi ve bu ülkeden ithalatı ile İngiltere’de çay, yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreç, devamında İngiltere’nin simgesi haline gelen ‘’beş çayı’’ geleneğinin oluşmasını sağlamış ve çay, ülke için adeta bir sembol haline gelmiştir.

Çayın Türkiye’deki Serüveni

Yapılan araştırmalara ve yazılı yayınlara göre, Türklerin çay ile tanışması ise, 12. yüzyılda Orta Asya’da gerçekleşmiştir. Buna rağmen çayın Osmanlı’ya ulaşması daha geç zamanlarda, 16. yüzyılda Çin’den Anadolu topraklarına uzanan “İpek Yolu” üzerinden olmuştur. Fakat Osmanlı’da yüzyıllardır devam eden yaygın kahve kültürü nedeni ile çay, toplum tarafından benimsenememiştir.

Daha sonraları Avrupa’da çaya karşı oluşan ilgi, 1890’lı yıllarda İstanbul’da da merak uyandırmış ve bu merak neticesinde İstanbul’da birkaç dükkân çay ithalatı yapmaya başlamıştır. Halkın beğenisi üzerine Çin’den getirilen çay fidanlarının Bursa’da yetiştirilmesine başlanmış, fakat iklim koşullarının buna imkân vermemesi, çayın toplumdaki popülerliğini bir kez daha ertelemiştir.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında kaybedilen topraklar ile kahve ithalatının zorlaşması ve fiyat artışı, üretimi ülkemizde de yapılabilecek olan çayın yaygınlaşması için uygun zemini hazırlamıştır. Atatürk, bu konunun üzerinde çalışma yapılmasını istemiş, bunun sonucunda Karadeniz Bölgesi ve özellikle Rize’nin çay yetiştirmeye uygunluğu ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de 1923 yılında ilk çay fidanlığı kurulmuş, daha sonra çıkarılan yasa ile çiftçi desteklenmiş ve çay üretiminin hızla artması  sağlanmıştır. 1947 yılında ilk çay fabrikasının Rize’de açılması üzerine çay artık bu bölgede iş imkânı yarattığı gibi, ekonomik gelişmeyi de hızlandırmıştır. Bugün çay üretiminde ülkemizin elde ettiği başarı, güçlü bir öngörü ve uzun yıllar süren çalışmaların sonucunda gerçekleşmiştir.

Sizin Çayınız Nasıl Olsun?

Çay bitkisinin yapraklarının farklı zamanlarda toplanması ile farklı çay türleri ortaya çıkmıştır. Yapraklar daha tomurcuk halde iken toplanır ve kurutulur ise beyaz çay, taze yaprak haline geldikten sonra çok az işlem görerek kurutulur ise yeşil çay, çay yapraklarının karartılarak, daha çok işlemden geçerek kurutulması sonucu ise siyah çay elde edilir.

Hangi türü olursa olsun, kararında içilmesi halinde çay, pek çok mineral ve vitamin içermesi ve yüksek antioksidan maddeleri içinde bulundurması sebebi ile sağlığımız için faydalıdır. Beyaz ve yeşil çay daha az işlem görmesi nedeni ile içerdikleri bu yararlı maddeleri daha etkili şekilde tüketicisine aktarır. Diğer taraftan aşırı çay tüketiminin kalp-damar veya sindirim sistemi sorunları yaşayan kişiler için faydadan çok zararı olduğu unutulmamalıdır.

Tadı, kokusu ve lezzeti ile kalplerimizde taht kuran çay, bazı ülkelerde sütlü, soğuk veya farklı bitkiler ile karıştırılarak tüketilse de ülkemizde en çok tüketilen siyah çaydır ve demlenerek içilir. Bazılarımız koyu, bazılarımız açık renk tercih etse de çay hep keyif ve mutluluk verir.

Orhan Veli’nin dediği gibi: “Çayın rengi ne kadar güzel, sabah sabah açık havada...”

Referanslar:

https://banabicay.com/cayin-turkiyedeki-yolculugu/

https://www.herby.com.tr/blog/cay-yolculugu/

http://apelasyon.com/Yazi/816-cayin-bilinmeyenleri    

https://www.marasgundem.com.tr/foto-galeri/cayin-sofralara-gelis-hikayesi-675

https://acibakisi.com/cayin-hikayesi/