Yüzyıllardır Değişmeyen Değer: Altın

Günümüzde daha çok bir ziynet eşyası ve güvenli bir yatırım aracı olarak düşünülen “altın” insanoğluna varoluşundan bu yana eşlik eden değerli bir maden, bir zenginlik ve prestij kaynağıdır. İşte biz de bu yazımızda, uygarlıklar ve para birimleri değişse de önemini ve değerini hep koruyan “altın”ın hikâyesine kısaca değineceğiz. Bu sarı elementin ne olduğunu, özelliklerini, tarihsel gelişimini ve yakın coğrafyalardaki kullanım alanlarını kısaca anlatacağız. Önce fiziksel ve genel özellikleriyle “altın”...

Altın, terim olarak Latince “aurum” yani parıltı kelimesinden türemiş olan ve periyodik cetvelde “Au” sembolüyle gösterilen bir elementtir. Yoğunluk olarak sudan 19 kat, demirden ise 3 kat daha ağır olan altının; rüzgâr, yağmur ve akarsu aşınmaları gibi doğal olaylar neticesinde dibe çöken bir element olduğu bilinmektedir. Bu nedenledir ki en derinlerde yer alan bu saklı hazinenin çıkarılması hem maliyetlidir hem de fiziksel olarak zordur.

Mücevher sektöründe altın saflığı karat olarak belirtilirken, kimyasal saflığı yüzdeyle ifade edilmektedir. Örneğin, 24 ayar altın yüzde 100, 22 ayar altın yüzde 91,6, 18 ayar altın yüzde 75 ve 14 ayar altın da yüzde 58,5 oranlarında saftır.

Altın, ilkçağlardan beri insanların ilgisini çeken kıymetli bir metaldir. Çünkü sahip olduğu özellikler nedeniyle altın, insanların gözünde hep diğer değerli taşlardan ve elementlerden farklı bir yere sahip olmuştur. Bu özelliklerden bazıları altının asitlere karşı olan dayanıklılığı, kolay işlenebilir olması ve hava-su temasından etkilenmediği için paslanmayan, kararmayan ve donuklaşmayan bir element olmasıdır. Bu özelliklerinden dolayı altın, süs eşyasından teknolojiye ve tıbba kadar hayatımızın her alanına girmiştir.

Altının tarihsel gelişimi

İnsanlık tarihi ile altının tarihsel gelişimi iç içedir. 7000 yıldan beri kullanılan altın, bazı toplumlar açısından servet biriktirme ve değişim aracı olarak kabul edilirken, bazı toplumlar tarafından da güç sembolü olarak karşımıza çıkar. Sümerler, Lidyalılar, Aztekler ve Asurlular gibi geçmişin büyük uygarlıkları, tıpkı günümüz uygarlıkları gibi altına özel bir önem vermiştir. Dünyada bilinen en eski altın üreticisi uygarlık ise M.Ö. 5000 yıllarında altını topraktan çıkarmaya başlayan Mısırlılardır. Madencilik tarihinde ilk belge olarak değerlendirilen bir altın madeni krokisi de yine Mısır’da bulunmuştur. M.Ö. 2000 yıllarında da altının ziynet eşyası olarak kullanıldığına dair kalıntılara ise ilk kez Peru’da rastlanmıştır. Tarihte zaman ekseninde bugüne yaklaşırken, Roma’da altının devlet borçlarının ödenmesi için kullanıldığı, Türklerin ise bir hükümdarlık ve devlet simgesi olarak gördüğü altını; süs, yüzük, küpe, mızrak ve miğfer gibi farklı şekillerde işlediği bilinmektedir. İslamiyet’ten sonra ise altının eşya yapımında kullanımının azaldığı, daha çok süs ve takı olarak ve tabi Osmanlı’da Sikke Siyaseti’nde kullanıldığı görülmektedir3.

19. yüzyılın ortalarına geldiğimizde, bugünkü altın madenciliğinin başlangıcı sayılabilecek meşhur “Altına Hücum” (Gold Rush) olayı Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinde gerçekleşmiştir. Bir su değirmeni işçisinin bir dere yatağında tesadüfen nabit altın parçaları bulması, binlerce insanın altın ve zenginlik hayaliyle bu bölgeye göç etmesine ve günümüz altın madenciliğinin başlamasına neden olmuştur.

Altının Anadolu’daki izleri

Anadolu geçmişten günümüze birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Medeniyetlerin doğduğu yer olan Anadolu aynı zamanda madenciliğin de başladığı bir coğrafyadır.

Anadolu’da antik altın madenciliği mevkileri haritası

Maden, ilk kez Anadolu’da kullanılmıştır ve madencilik buradan diğer bölgelere yayılmıştır. Tarihte insanların ilk olarak nabit bakır bularak başladığı bu serüvende altının da bulunması neticesinde madenler, güç ve hâkimiyetin sembolü olmuştur. Birçok uygarlığın Anadolu’da ortaya çıkmasında, zengin altın kaynaklarının ve maden varlığının olmasının önemli bir payı vardır. Örneğin, Çorum Derekutuğun’da (M.Ö. 4500) altın çıkarmak için açılan en eski maden galerisi bulunmuştur. Yine Orta Anadolu’da yaşamış olan Hititlere ait ve MÖ 2000’li yıllara denk gelen dönemde altından yapılmış takı ve eşyalar bulunmuştur. İlk altın para (Au-Ag karışımı elektron olarak) Lidya Kralı Krezüs döneminde Anadolu’da Lidyalılar tarafından basılmıştır1. Kral Priamos’un Hazineleri’nden, Kolhis kralı Aiet’e, Frigya kralı Midas’tan Osmanlı’ya kadar altının serüveni tarih süresince devam etmiştir.

Lidya Aslanı Figürlü Elektron Para

Cumhuriyet tarihine baktığımızda ilk altın üretiminin, altın madenciliğiyle ilgilenen ülkelere göre daha geç bir tarihte; 2001 yılında, İzmir-Bergama Ovacık madeninde yapılmaya başlandığını görmekteyiz2. Fakat Türkiye bu alanda hızlı bir gelişme göstermiş, 2020 yılına geldiğimizde altın üretimi ülkemizde 42 tona ulaşmış ve ekonomiye 2,4 milyar dolarlık katkı sağlar hale gelmiştir. Ülkemizde gerçekleşen altın üretiminin, dünya üretimi içindeki payı yaklaşık olarak yüzde 1,05 civarındadır ve Anadolu’daki potansiyel altın miktarının 6 bin 500 ton olduğu tahmin edilmektedir.

Altının kullanım alanları

Altın, yüzyıllardan beri bir değişim aracı olarak kullanılmaktadır. 20. yüzyıla geldiğimizde, altının doğrudan para olarak kullanımı sona ermiş, günümüzde bir yatırım aracı olan altın, parayla alınıp satılır hâle gelmiştir.

Altının günümüzde daha az bilinen kullanım alanlarına bakacak olursak; elektrik-elektronik sanayii, tıp dünyası ve uzay kıyafetleri gibi geniş bir yelpazeyle karşılaşırız. Elektrik-elektronik endüstrisinde altın, özellikle bağlantıların, baskı devrelerinin, terminallerin, transistörlerin ve yarı iletken sistemlerin kaplamasında kullanılır. Bilgisayarlardaki ve telefonlardaki işlemciler de altının iletken özelliği nedeniyle altın alaşımı benzeri bir malzemeden yapılmaktadır. Tıp dünyasında ise altın, alerjik reaksiyonlara neden olmadığı için malzeme üretiminde tercih edilen metaller arasındadır. Ayrıca dayanıklılığı sebebiyle diş hekimliğinde, diş ve dolgu yapımında da kullanılmaktadır.

Altının bir başka kullanım alanı ise uzay çalışmalarıdır. Uzay kıyafetlerinin başlığındaki göz deliklerinde yansıtıcı bir levha olarak kullanılan altın, astronotları uzaydaki zararlı ışınlardan korur. Çünkü ince altından yapılan levhalar üstüne düşen kızılötesi ışınların yaklaşık olarak yüzde 98’ini yansıtmaktadır. Ayrıca uyduların yüzeylerinde de sıcaklığın kontrol altında tutulmasına olanak sağlar.

Belki geçen yüzyılda değil ama bugün, altının kullanım alanlarını düşündüğümüzde, yüzyılların verdiği alışkanlıkla sanki iki ayrı altın varmış gibi hissederiz. Biri kendimize veya sevdiklerimize aldığımız ve alırken de yüksek maddi bedel ödemeye hazır olduğumuz altın, diğeri ise yukarıda da saydığımız gibi diş dolgularında veya astronot kasklarında kullanılan, satılması halinde almayı tercih etmeyeceğimiz bir altın. İşte, bulunduğumuz yüzyılın ileride belki de bir geçiş yüzyılı olarak adlandırılacak olmasının nedenlerinden biri de bu olacaktır. 2000’ler ve özellikle de pandemi sonrası dönem, artık doğal kaynakların daha çok tüketim ya da keyif amaçlı değil, teknoloji ve anlayış açısından daha ileri bir uygarlık kurmak için kullanılmaya başlandığı yıllar olarak anılacaktır.

Dr. Genco Fas & Şevket Küpeli

 

Referanslar:

1.   https://alivedatoygurmadencilik.wordpress.com/2017/12/08/anadoluda-altin-madenciliginin-tarihcesi/

2.   https://www.mta.gov.tr/v3.0/sayfalar/bilgi-merkezi/maden-serisi/altin.pdf

3.   https://www.tbb.org.tr/Dosyalar/Arastirma_ve_Raporlar/osmanli_para_sistemi.pdf