Five years old boy drawing at the psychotherapy session.

Otizm ve Otizm Spektrum Bozukluğu nedir?

Otizm maalesef dünyada halen tabu olan bir konudur. Tıbbi bir tanı olarak ebeveynleri korkutmakta ve kimi zaman tedavisi olmayan çaresiz bir hastalık şeklinde görülmektedir. Bu yazımızda otizmin tanımını ve son yıllarda bu hastalığın tanımlanmasındaki değişimi ele alarak farkındalığı artırmayı amaçladık.

Öncelikle bilinmesi gereken şey artık “otizm”’in tek bir tanı olmadığıdır. Bu hastalık son yıllarda “Otizm Spektrum Bozukluğu” şeklinde tanımlanmaktadır. Burada “spektrum” kelimesi hastalığın birçok farklı şekilde ortaya çıkabileceğini anlatmaktadır. Otizm spektrum başlığı altında hastaların ve ebeveynlerin hayatını etkileme şiddeti anlamında değişiklik gösteren birçok klinik tablo vardır. Ayrıca son yıllardaki araştırmalar, geliştirilen tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri sayesinde otizm, tedavisi olmayan bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Ailelerin doğru yaklaşımı ile, gerekli destek tedavisinin erken alınması, uygun eğitim ve rehabilitasyon süreci sayesinde tanı konmuş bir çocuğun rahat bir yaşam sürebilmesi konusunda belirgin ilerleme kat edilebilmektedir.

Otizmin tek bir tanı olmaktan çıkıp bir spektrum yani bir yelpaze şeklinde değerlendirilmesinin nedeni bu tanıyı alan çocuklar arasında klinik belirtiler açısından belirgin farklar bulunmasıdır. Örneğin önceden otizmin yüksek işlev gösteren bir formu şeklinde tanımlanan Asperger sendromu artık Otizm Spektrum Bozukluğu kapsamına alınmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde psikiyatri tanıları için bir başvuru kitabı olarak kullanılan Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) ya da kısaca bilinen adıyla DSM rehberinin güncel beşinci baskısında da otizm ve ilgili hastalıklar artık Otizm Spektrum Bozukluğu altında değerlendirilmektedir.

Bu sınıflama her ne kadar sadece doktorları ilgilendiren bir konu gibi görünse de aslında ebeveynler için de önem arz etmektedir. Artık çocuğun “otizm” tanısı almış olması insan ilişkilerinden mahrum ve çok zor bir hayat süreceği anlamına gelmemektedir. Çocuk, otizm yelpazesinde hayatının çok az etkileneceği bir noktada da yer alıyor olabilir. Örneğin önceden ayrı bir tanı olan ancak artık bu spektrumda değerlendirilen Asperger Sendromuna sahip kişiler her ne kadar sosyal etkileşimde sorun yaşasalar da mesleki olarak yüksek başarı gösterebilmektedirler. Çocuk spektrumun ağır belirtiler gösteren tarafında bulunuyor olsa da erken tanı ve doğru tedavi sayesinde bu tanı ile başa çıkılabilir.

Bir diğer sorun da otizmin hala toplumda kişilerin damgalanmasına neden olmasıdır. Bu algı otizm tanısı almış bir çocuğa sahip ebeveynlerin yalnız kalmasına, gerekli desteğe erişememesine ve toplumdan izole edilmelerine neden olabilir. Otizm tanısı olan ünlü ABD’li bilim insanı Temple Grandin öncülüğünde toplumdaki bu algı değiştirilmeye ve otizm tanısı almış bireylerin de toplumun işlevsel bir parçası olduğu farkındalığı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu konuda farkındalığın artırılmasıyla hem bu tanıyı almış bireylerin hem de ailelerinin toplumdan dışlanmasının önüne geçilecektir.

Bu zor sürecin ancak yardım alınarak aşılacağı unutulmamalıdır. Ebeveynlerin böyle bir durumdan şüphe duyduklarında “yok, benim çocuğumda olmaz” diye düşünmemeleri, en kısa sürede profesyonel bir yardım almaları erken tanı ve tedaviye hızlı başlanmasını sağlayacak, süreci hem çocuk hem aile için kolaylaştıracaktır. Ailelerin çocukta dikkat etmesi gereken belirtiler ile ilgili bilgilere internetten kolayca ulaşılabilmektedir. Ülkemizde de kâr amacı gütmeyen otizm vakıfları bulunmaktadır. Bu kuruluşların internet sitelerinden aileler için yine bilgilendirici yazılar ve destekleyici platformlara ulaşılmaktadır.

Otizmin nedenleri kesin olarak saptanamamış olsa da genetik ve çevresel birçok faktörün buna sebep olabileceği düşünülmektedir. Toplumda yaygın bir yanlış inanış, çocukluk çağında yapılan aşıların otizme sebep olabileceği yönündedir. Halbuki milyonlarca çocuk üzerinde yapılmış meta-analiz yani ileri istatistiksel analiz çalışmalarında aşılar ile otizm arasında bir ilişki görülmemiştir. Bilimsel temeli olmayan böyle bir inanıştan yola çıkarak çocuğun aşılanmaması çocuğu birçok hastalığa açık hale getirerek sağlığını daha fazla riske atmaktadır.

Otizm tek bir ilaç ile hızlı bir şekilde tedavi edilen bir hastalık değildir. Otizmde tedavi; ailenin, doktorların, öğretmenlerin katılımıyla çocuğun tüm gelişim basamaklarında yanında olunarak ve gerektiği zaman doktor kontrolünde ilaç kullanımı gerektirebilecek uzun bir süreçtir. Bu konuda bireysel olarak herkese düşen sorumluluk farkındalığın artırılarak otizm tanısı almış çocukların toplumdan dışlanmasının önüne geçmek, çocukların büyüdüklerinde de yaşamlarını konforlu bir şekilde devam ettirebilecekleri toplumsal bir ortam oluşturmaya çalışmaktır. 2 Nisan, her sene bu amaçla Dünya Otizm Farkındalık Günü olarak kutlanmaktadır.