Minimalizm: Az Çoktur!

Bir eve mi sahip olmak istiyorsunuz? Bir aile kurmak, kariyerinizde ilerlemek veya büyük şehirden kaçıp tamamen farklı bir hayat mı kurmak istiyorsunuz? Bu ve buna benzer soruların yanıtları sizin için uzun süredir “evet” ise ve bunları gerçekleştirmek bir ihtiyaçsa o hâlde tüm gücünüz ve motivasyonunuz ile bu yönde çalışmalısınız. İşte minimalizm de tam olarak budur: Gerçek özgürlüğü bulabilmemiz için bir araçtır ve bize, bu yolda alacağımız kararlarda, gereken çabayı sarf edebilmemiz için yardımcı olacaktır.

Burada gerçek özgürlük ile anlatılmak istenen; korkudan, endişeden, suçluluktan ve depresyondan özgürlüktür. Bunların bir sonucu olmak üzere, belki de en önemlisi, tüketim çılgınlığından özgürlüktür. Maddi varlıkların hayatımıza sağladığı fayda ve bu varlıklara sahip olmanın verdiği rahatlık ve güven duygusu herkesçe malumdur. Ancak sorun; eşyaya yüklediğimiz anlamın büyüklüğü ve bu nedenle ilişkilerimizden, hayattaki tutkularımızdan, kişisel gelişimimizden, sağlığımızdan ve belki de dünyaya fayda sağlayabilecek bir insan olmaktan vazgeçebilecek potansiyeli taşımamızdır. Minimalist bir bilince sahip olunduğunda ise kişi, eşyanın gerçekten kendisi için bir ihtiyaç olup olmadığını sorgulayacak ve kararlarını alırken maddi hedefleri kişisel hedefleriyle daha kolay eşleştirecek ya da ayrıştıracaktır.

Minimalizm hakkında bazı yanılgılar!

Minimalist olmak ile ilgili pek çok genelgeçer ve çoğunlukla da yanlış bilgi ve düşünce vardır. Örneğin; yaşanan yerin egzotik bir coğrafya olması gerekliliği veya bir kariyere, bir araba ve eve, hatta bir televizyona bile sahip olunmaması gerekliliği gibi. Böyle genellemelerin dünyada yaşayan milyarlarca farklı insan için geçerli olamayacağı aşikârdır. Çünkü hiçbirimiz aynı değerlere, yaşam tarzına, hedeflere ve niyetlere sahip değiliz. Bu da minimalizmin anlamının kişiden kişiye değişeceğini göstermektedir. Minimalizm ne bilgisayarsız ve televizyonsuz bir hayat, ne de herkesten farklı bir yaşam alanı seçmek demektir. Daha çok kişisel bir yolculuk olarak düşünülebilecek minimalizm, her insanın amacına yönelik ama sade bir hayat sürmesidir. Eğer minimalistler için mutlaka ortak bir nokta veya hedeften söz edilecekse bu; nerede yaşandığı veya nasıl bir hayat tarzı seçildiği değil, gerçekten önemli olana odaklanmak ve hayatın fazlalıklarından kurtulmaktır diyebiliriz.

Minimalizm neden etkili bir araçtır?

Günümüz dünyasının daha çok tüketmek üzere teşvik edilen düzeni bizi sonsuz bir döngü içine çekiyor. Bu bitmez döngü ile sürekli olarak daha iyisine veya daha büyüğüne ulaşmak için büyük çabalar sarf ediyoruz. Elbette her zaman satın almak istediğimiz hatta ihtiyacımız olan yeni bir araba ya da telefon üretilecek ve bu üretim-tüketim döngüsü hiçbir zaman bitmeyecektir. İnsanlık için bir çeşit meydan okuma olarak da düşünülebilecek bu durumda hep daha fazlası için didinip durduğumuz ancak yetmeyerek daha çok almak istediklerimizi gözden geçirmeli ve kendimize “Gerçekten ihtiyacım var mı?” sorusunu sormalıyız. Bu bilinçle hareket edildiği zaman minimalizmin getirdiği bir çözüm süreci başlayacaktır. Böylece hayatınızdaki koşturma ve telaşın azaldığını, yaşamın daha basitleştiğini gözlemleyeceksiniz.

Nasıl minimalist olabiliriz?

Gereksiz eşyalardan kurtulun!

Evinizde sizi rahatsız eden veya artık işlevi bulunmayan eşyaları eleyebilir, gardırobunuzdaki giymediğiniz kıyafetleri ayırabilirsiniz. Fazlalıkları kaldırdığınız veya ihtiyacı olanlarla paylaştığınızda hayatınızın basitleşmeye başladığını ve gerçekten ne önemli ise ona odaklanabileceğinizi göreceksiniz. 

Gereksiz tüketimden kaçının!

Herkesin ihtiyaç listesi farklıdır. Bu nedenle tüketim, miktarı kişiden kişiye değişse de tüketmek zorundaymışız hissiyle değil, ihtiyaçlarımızı karşılamak üzerine yapılmalıdır. Örneğin markete veya giyim alışverişine giderken liste yapmak ve bu listenin dışına çıkmamak iyi bir başlangıç olabilir.

Bir satın alın, bir verin!

Yeni bir şey satın aldığımız zaman evimizde bulunan bir şeyi vermek maddeye olan psikolojik bağımızı kontrol altında tutmaya yardımcı olacaktır. Örneğin yeni bir televizyon satın aldıysanız eski televizyonu diğer odaya taşımak sadeleşmenin önünde engel oluşturan bir harekettir. Bu eski televizyonu satarak veya bağışlayarak eşyaya karşı olan bağlılığı törpülemek mümkündür. 

Düzenli yaşayın!

Düzen hayatımızın her alanında olmalıdır. Uyuma-uyanma saatleri, ne yediğimiz ve yemek zamanımız, eşyaların daha derli toplu olması gibi birçok madde düzen başlığı altında sayılabilir. Sahip olduklarımızı ve yaşam ortamımızı, önceliklerimizi ve vizyonumuzu en iyi şekilde yansıtacak şekilde düzenlemeliyiz. 

Sosyal medyada aşırı zaman geçirmekten uzak durun!

Günümüzün önemli sorunlarından biri olan sosyal medya bağımlılığı gerçek dünya ile olan ilişkilerimize engel olmakta ve sahip olduğumuz belki de en önemli unsuru; zamanımızı çalmaktadır. Bu nedenle dijital mecralarda geçirdiğimiz vakti sınırlamak ve buradan kazandığımız zamanı kendi hedeflerimize ulaşmak için kullanmak iyi bir seçenek olacaktır. Çünkü boşa geçirilmiş her an bizi, daha yaratıcı ve üretici işler yapmaktan alıkoymaktadır.  

Kendi içinize dönün ve sorgulayın!

Yukarıda değindiğimiz bütün bu sadeleşme kararlarını bilinçli bir şekilde hayata geçirmeli, günümüzün popüler tabiriyle bir “farkındalık” bilincinde olmalıyız. Gereksiz eşyalardan kurtulmak belki doğru bir başlangıçtır ama daha önemlisi “Bu eşyaya neden ihtiyacım yok?” sorusunun sorulması ve cevabının tarafınızca verilmesidir. “Bu ürünü satın almaya ihtiyacım yok çünkü...” kelimeleriyle başlayan yanıtları düşüncelerimizde bulmalı ve böylece kendimizi kalıcı olarak ikna etmeliyiz. Maddiyattan veya eşyalardan başlayarak çıkılan bu kişisel gelişim yolculuğunu, düşünsel olarak da gerçekleştirmek minimalist bir yaklaşımı içselleştirmek anlamına gelecektir. Bu düşünce yapısı bir kez benimsendiğinde ise artık alacağımız tüm kararlarda farkındalığı yüksek, sorgulayan, neyin önemli olduğunu muhakeme edebilen ve tabii hayattan tatmin olan bireylere dönüşmek mümkün olacaktır.