Bilim ve Mutluluk

Hepimizin farkında olarak veya olmayarak peşinden koştuğu “mutluluk” ne kadar basit bir kavram gibi görünse de aslında binyıllardır filozoflar, edebiyatçılar ve sanatçılar tarafından tartışılmış olan, tarif edilmesi güç ve karmaşık bir olgudur. Filozoflar, mutluluğu tanımlamak için çaba gösterirken, sanatçılar ise resim, müzik veya diğer sanat formlarını kullanarak bu duyguyu insanlığa aktarmaya çalışmışlardır. Kültürümüzde de mutluluk kavramının karmaşıklığını ifade eden en güzel sözü belki Nazım Hikmet’in Abidin Dino’ya sorduğu meşhur soruda bulabiliriz: “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?”

Yakın zamana kadar mutluluk; felsefeciler ve sanatçılara bırakılması gereken bir kavram gibi algılanmaktaydı. Fakat sinirbilim konusundaki gelişmelerle birlikte bilim dünyası da bu kavramı sorgulamaya, insan hayatına etkilerini gözlemlemeye ve bu konuda bilimsel çalışmalar yapmaya başladı.

Bir insanın, mutlu olduğu zaman beyninde nasıl değişiklikler olduğu, bu hissin sürdürülebilmesi için neler yapılması gerektiği, neyin insanı gerçekten mutlu edebildiği araştırmaya açılmış ve şaşırtıcı sonuçlar elde edilmiştir.

Aslında sinirbilim açısından bakıldığında, mutluluk oldukça basit bir süreçtir. Beyinde sinirler arası sinyal iletiminden sorumlu olan “nörotransmitter” dediğimiz bazı moleküller bulunmaktadır. Serotonin ve dopamin molekülleri, bu moleküllerin arasından mutluluk hissinin oluşmasında en çok rol oynayanlardandır. Bizi mutlu edecek bir olay olduğunda beynimizin aktive olan bazı bölgelerinde bu nörotransmitterler artış göstermekte ve bunun sonucunda da insan, mutluluk hissini yaşamaktadır. Üstelik bu değişiklikler sadece beynimizle sınırlı kalmamakta, mutlu olduğumuz zaman vücudumuzda da kan basıncının düzelmesi, nefesin sakinleşmesi gibi birçok değişiklik olmaktadır. Yani bilim, insanın kendini mutlu hissetmesinin, insan psikolojisi ve bedensel sağlığı üzerine olan olumlu etkilerini ortaya koymuş durumdadır.

İnsanlara neyin onları mutlu edeceği sorulduğunda ise büyük bir çoğunluk ‘şöhret, para ve/veya itibar’ cevabını vermektedir. Çoğu insan biraz daha maddi gelir elde ederse, iş yerinde biraz daha yükselirse ya da ünlü olursa ancak mutlu olacağını düşünmektedir. Sanki mutluluk hep bilinmez bir gelecekte ulaşılmayı bekleyen bir ödül gibidir. Ancak araştırmalar aslında insanları mutlu edenin düşündüklerinden çok daha farklı şeyler olduğunu göstermiştir. Harvard Üniversitesi’nde yürütülen bir çalışmada, üniversitenin mezunları 80 yıl boyunca izlenmiş, hayatları boyunca yaptıkları şeyler, başarıları, hayal kırıklıkları ve mutlulukları yıllar boyu kayıt altına alınmıştır. Ardından toplanan veriler üzerinde analizler yapılarak hangi katılımcıların daha mutlu olduğu ölçülmüştür.

Harvard’ın bu çalışmasında, insanın mutlu olmasında en önemli değişkenin diğer insanlarla kurduğu ilişkiler olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada en mutlu olan grup, en başarılı, en zengin veya en yüksek mertebelere gelmiş kişiler değil, aileleri ve arkadaşlarıyla ilişkileri iyi olan, sosyal destek mekanizmaları sağlam kişilerdir. Üstelik çalışma, bu mutlu insan grubunun sadece mutlu hissetmekle kalmayıp daha uzun ve sağlıklı yaşadığını da göstermiştir. İnsanların sosyal ilişkileri, sağlık ve uzun yaşam konusunda kolesterol gibi biyolojik değişkenlerden bile daha belirleyici olmaktadır. Hatta çalışmayı yürüten araştırmacılar, sonuçları gördükten sonra yaşam tarzlarını değiştirerek aileleri ve arkadaşlarıyla daha çok zaman geçirmeye başlamışlardır.

Birçok insan için günlük koşuşturmacanın en önemli gayesi gelir elde etmektir. Maddiyatın yaşam faaliyetlerimizi sürdürebilmemiz için aşikar önemi göz önüne alındığında elbette “para mutluluk getirmez” diyerek kestirip atmak kolaya kaçmak olarak görülebilir. Maddiyatla hayat memnuniyeti ilişkisinin incelendiği çalışmalarda gerçekten de gelir artışıyla memnuniyet artışının olduğu gösterilmiştir. Ancak bu artış belli bir miktara kadar devam etmekte sonrasında ise daha çok kazanmak daha fazla mutlu etmemektedir. Hatta kazanılan miktar çok artarsa mutlulukta hafif bir azalma bile gözlenmektedir. Yani kazanılan para yalnızca belli bir noktaya kadar mutluluğu beraberinde getirmektedir. Bu nokta, ülkeden ülkeye değişmekle beraber kişinin “zengin” olarak kabul edilebileceği miktarın çok altındadır.

Farklı bazı çalışmalar ise mutluluğun önündeki engellerden birinin Hedonistik Adaptasyon denen bir psikolojik mekanizma olduğunu göstermiştir. Bu mekanizma, insanın çok istediği bir şeye kavuşmasıyla devreye girmektedir. İstediğimiz bir şeye kavuştuğumuzda, örneğin yeni bir araba aldığımızda kısa bir mutluluk hissiyatı yaşasak da beynimiz kısa sürede bu yeni duruma uyum sağlayarak, bu durumu normal kabul etmekte ve kısa bir süre içinde daha iyi bir araba istemeye başlamaktadır. Bu mutluluk hissini sürdürmek için bazı yöntemler vardır. Örneğin, sahip olduklarımızı yazdığımız bir günlüğümüzün olması bu uyumun gelişmesini yavaşlatmaktadır. Sadece beynimiz daha fazlasını istediğinde bunun farkında olmak ve kendimize bunun Hedonistik Adaptasyon olduğunu hatırlatmak bile işe yarayabilmektedir.

İnsanın mesleğiyle olan ilişkisi de yine mutluluğu etkileyen önemli değişkenlerden biridir. Genel kanının aksine insanın işinde elde ettiği maddi gelirden ve bulunduğu mevkiden çok, insanın işine yüklediği anlamın önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmalar, mesleğini bir amaç için yapan, mesleğinden bir anlam bulan insanların hayatından daha memnun olduğunu göstermiştir. Yani bir insan, çok da sevmediği bir işe sadece maddi çıkar veya mevki yüzünden tahammül ediyorsa uzun vadede mutsuzluk için zemin hazırlıyor olabilir. Bu konu örneğin, Japon kültüründe, insanın topluma faydalı olduğu, yapmaktan keyif aldığı ve maddi olarak karşılığını da aldığı işi yapması olarak özetlenebilen İkigai Felsefesi olarak karşımıza çıkar.

Görüldüğü gibi mutlulukla ilgili bilimin ortaya koyduğu gerçekler aslında Stoa felsefesinden budizme ve tasavvufa birçok felsefe tarafından da yıllardır dile getirilmektedir. Modern hayat içinde bu felsefelerin takipçileri gibi yaşamak pek mümkün olmasa da anlattığımız çalışmalardan yola çıkarak hayata bakış açımızda yapacağımız küçük değişikliklerle mutluluğumuzu artırmamız mümkün görünmektedir.

Dr. Egehan Salepci

Refereanslar:

1.       Aging Well: Surprising Guideposts to a Happier Life from the Landmark Study – George E. Vaillant (2008)

Kahneman, D. & Deaton, A. High income improves evaluation of life but not emotional well-being. Proc. Natl. Acad. Sci. U. S. A. 107, 16489–16493 (2010).