Büyük Verinin (Big Data) Geleceği

Veri boyutları ve depolama konusunda günümüzü, bizi bekleyen yıllarla karşılaştırırsak adeta sıfır noktasında olduğumuzu söyleyebiliriz. Veri ve veriden bilgi çıkarma yeteneğimiz katlanarak büyümekte, buna rağmen veriyi saklama kapasitemiz bu hıza yetişememektedir. Veri biliminin bu kadar başında olsak da dünyanın dört bir yanından şirketler, hükümetler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, sahip oldukları veriyle önemli analizler yapmakta ve bu analizleri değere dönüştürmektedir. Dolayısıyla bugün sahip olduğumuz ve gelecekte yaratacağımız veri ile ondan çıkaracağımız sonuçların insanlığa hizmet için saklanabilmesi teknolojide yeni yaklaşımlar gerektirmektedir. Biz de bu makalemizde bu yeni yaklaşımların birkaçına göz atacağız.

Verinin geleceğiyle ilgili projeksiyonlara öncelikle karşılaştırmalı bir örnekle başlayalım. Eğer bugünün verisini bir elma büyüklüğünde hayal edersek, 2030 yılına geldiğimizde bu elmanın bir futbol topuna dönüşeceğini söyleyebiliriz. Çok uzak olmayan bir gelecekte ise, örneğin 2050'de, bugün elma şeklinde olan veri, koca bir futbol sahası büyüklüğünde olacak! Peki, ama bu, işin kullanıcı tarafındaki bizler için ne anlama geliyor? Bu tür bir veri büyümesi bize ne katar, ya da bizi nasıl etkiler?

DNA: Veri depolamanın yeni adresi

Toplanan ve üretilen verinin hızla, hatta üstel olarak arttığı bir gerçek. Buna ek olarak, veriden bilgi çıkarma yeteneğimiz ve hesaplama gücümüz de yine katlanarak artıyor! Üstel olarak artan bir büyüklüğün yarattığı önemli bir sorun söz konusu artışın ancak gerekenden büyük hale geldiğinde, yani iş işten geçtiğinde tespit edilebiliyor olmasıdır. Bu soruna, günümüzde veriyi depolamak için kullandığımız konvansiyonel manyetik sabit disklerin hem kapladıkları yer hem de uzun ömürlü olmamaları nedeniyle bir çözüm sunamadığı aşikârdır. Hal böyleyken önerilen alternatif çözüm hepimizin her hücresinde bulunan yapıtaşımız DNA’dır. Bilim insanları, bilgiyi diğer seçeneklere göre daha kompakt ve uzun ömürlü olan DNA molekülleriyle saklama çabalarında önemli gelişmeler kaydettiklerini söylemektedirler.1 Zaten düşünüldüğünde veriyi yedeklemek için yaşamın tercih ettiği depolama ortamını, yani DNA’yı kullanmaktan daha doğal ne olabilir ki? Bu haliyle çok büyük miktarda veri, küçük moleküllerde arşivlenebilecek ve belki binlerce yıl boyunca bu ortamda saklanabilecektir.

Çoklu bulut hareketi

Bulut bilişim, son yıllarda kullanıcıların veri saklama noktasında farklı alternatiflere yönelmesiyle çok kullanılan bir çözüm oldu. “Çoklu bulut” hareketi ise tıpkı yatırım kararlarında olduğu gibi, tüm yumurtaları tek sepette bulundurma konusunda giderek daha dikkatli davranan kullanıcıların tercihi. Bu opsiyonu kullanıcılar çoğunlukla veri yedekleme ve olağanüstü durumlardan kurtulabilmek için kullanıyorlar. Çünkü bu hareketin getirdiği yenilik ve en büyük başarılarından biri, yedeklerin veya verilerin ikinci kopyalarının alternatif bulutlarda depolanması. Depo sağlayıcıları, verilerin ikinci kopyalarını barındırmanın önemine dikkat çekerek fiyatlamalarını ve iş modellerini de bu uygulamaları barındıracak şekilde tasarlıyorlar.

Bulut depolama için sıradaki nedir?

Bulut depolamanın konvansiyonel çözümlere göre en önemli iki özelliği; fiyat ve hızdır. Yakın dönemde de bulut depolama sağlayıcılarının rekabetçi kalabilmek için maliyetleri sürekli düşürmeye ve depolamayı daha hızlı hale getirmeye odaklanması gerekecektir. Tek bir fiyatlama planının tüm müşteri segmenti için cazip olmayacağı açıktır. Bu nedenle pek çok depolama şirketi, kullanıcılarının belirli bir depolama alanı taahhüdü karşılığında önemli indirimlerden yararlanmasına olanak tanıyacaktır. Bu imkân da veriyi daha ucuz şekilde depolamak ve inovasyon için bize daha çok fırsat sunacaktır. Örneğin, bir yapay zekâ girişiminin, yarattığı tüm veriye bir bütün olarak erişebilmesi, geliştirebileceği yeni yetenekleri keşfedebilmesine olanak tanıyacaktır.

Son olarak, bulut bilişimde yedeklemenin hızla en kritik uygulamalardan biri haline geldiğini görüyoruz. Burada büyük önem arz eden nokta “ransomware” orijinal tabiriyle anılan ve Türkçeye “Fidye yazılımı” olarak geçen kötü amaçlı yazılımlardır. Genelde siber suçlular tarafından kullanılan bu kötü amaçlı yazılımlar, bilgisayarlara bulaştıklarında kullanıcıların sisteme erişimini engellemekte ya da sistem verilerini şifrelemektedir. Siber suçlular ise verilerin serbest bırakılması için kurbanlarından fidye talep etmektedir. İster kötü niyetle, isterse de kazara olsun, özellikle fidye yazılımı saldırılarına karşı savunma yaparken veya insan hatasının etkisini azaltırken, ciddi büyüklükteki veri kaybını önlemek yedeklemenin önemini en üst düzeye çıkarmaktadır. Kaldı ki fidye yazılımı saldırılarının sadece veriye erişimin engellendiği bir durum olarak da düşünülmemesi gerekmektedir. Böyle bir saldırıda, şirketlerin finansal itibarlarının uğrayacağı zarardan ve zaman alan kesintilerden kaçınmak istemeleri bu kritik ihtiyacın uygun maliyetlerle karşılanmasını gerektirmektedir.

Referanslar:

https://www.bbc.com/news/science-environment-59489560