Kâğıda Yazılan Medeniyet

Öncelikle, yazıyı üstünde taşıyarak bizlere sunan 6 bin yıllık ‘nazik dostumuz’ kâğıdı insanlığa kazandıranlara selam olsun…

Kâğıda dayalı ihtiyaçların karşılanması amacıyla her yıl kişi başına 7 ağaç kesildiğini unutmamalıyız. Bu çerçevede geri dönüşümün ne kadar önemli olduğunun altını çizerek, nazik dostumuzu heba etmenin nelere mal olabileceğini hiç aklımızdan çıkarmamalıyız.

Günümüzde, yazmak başta olmak üzere, duvar süslemeleri, çeşitli ürünlerin paketlenmesi gibi yaşamımızın birçok alanında kullanılan kâğıdın, maceralarla dolu hayat hikâyesinin başlangıcı, eski Mısır’da millattan önce 4000’li yıllara dayanır. Mısırlılar saz kamışından elde ettikleri ‘papirüs’ ile kâğıdın doğumuna vesile oldular. Nazik dostumuzun şimdiki bilinen haline bürünmesi ise milattan sonra 105’inci yıla dayanıyor.

Çinli Ts’ai Lun’un, ilk kez ağaç kabuklarını kullanarak kâğıt elde etmeyi başardığı bilinmektedir. Lun’un keşfi, kâğıdın bugünkü haline çok yakın olsa da elbette bugün kullandığımız kâğıt gibi değildi. Ts’ai Lun, dut ağacının kabuklarını, bez parçalarını ve lifli malzemeleri suyla karıştırıp elde ettiği hamuru güneşte kurutarak, kâğıdı, ince ve nazik şekliyle endam etti.

Dünyanın diğer ülkelerinde de hayvan derilerinin inceltilmesiyle üretilen ‘parşömen’ bir anlamda kâğıt olarak kullanılıyordu. Nazik dostumuz, binlerce yıllık serüveninde Araplar ve ardından Avrupalılarla tanışması sonrasında, dünyanın her köşesinde hayat bulmaya başlamıştı.

Kullanımı 1000’li yıllardan sonra yaygınlaştı

Kimi zaman savaşlar kimi zaman da ticaret yoluyla uzak diyarlara ulaştı. 1000’li yılların başında İspanya’da ilk kâğıt imalathanesi kurulunca, üretimi de kolaylaştı. 1453 yılında Gutenberg’in taşınabilir matbaa makinasını icadıyla birlikte,  kâğıdın kıymeti daha da arttı. Böylece daha büyük kitlelere ulaşmaya, medeniyet için hizmet etmeye başladı.

Günümüz kâğıt teknolojisinin ilk adımları ise 18. yüzyılın başlarında yaban arılarının kovanından esinlenilerek atıldı. Süreç, kâğıdın tamamen ağaç kütüklerinden imal edilmesiyle sonlandı. Kâğıt makinasının icadıyla da imalat prosesi hız kazandı. Zaman içinde imalat işlemlerine eklenen kimyasallarla kâğıt dostumuz, şimdiki mükemmel haline geldi.

Ülkemizde ilk kâğıt üretimi, İstanbul’un fethiyle Kağıthane koyu yakınlarındaki imalathanede başlamıştır. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kâğıt fabrikalarının sayıları ise hızla artmıştır. Cumhuriyet döneminde kâğıt mühendisi olan soyadıyla müsemma Mehmet Ali Kâğıtçı tarafından hazırlanan etüt ve proje çerçevesinde ilk kâğıt ve karton fabrikasının temeli, 1934 yılında İzmit’te atılmış ve ilk Türk kâğıdı 18 Nisan 1938 yılında yapılmıştır. 1955 yılında Seka İşletmeleri adını almış, daha sonra Çaycuma selüloz, Aksu (Giresun), Dalaman (Muğla), Balıkesir, Afyon, Antalya ile İzmir’in Çiğli kâğıt fabrikaları eklenmiştir.

Düşünmeden tüketiyor, ağaçları yok ediyoruz

Kâğıt, insanlığın medeniyete olan yolculuğunda en büyük yardımcısı olmuştur. Kâğıdın hayat bulmasındaki en önemli malzeme ise ağaçtır. O yüzden kâğıt dostumuzsa, ağaç can dostumuzdur. Ama, dostumuz kâğıda ve can dostumuz ağaçlara nasıl davrandığımızın cevabını ortaya koyan rakamsal sonuçlar bize ağır bir bedel ödediğimizi söylüyor.

Her yıl kâğıt, karton vb. yaşamsal ihtiyaçlarımız için kişi başı ortalama 7 adet ağaç tüketiyoruz. Buna karşılık biz kaç fidan dikiyoruz? Cevap, hepimizi üzüyor ve rahatsız ediyor değil mi? Kesilen bir ağacın ağırlığının ancak yarısı kâğıda dönüşebiliyor. Bir başka hesapla 1 ton kâğıt hamuru için 2 ton ağaç gerekiyor. 20 yaşındaki ağaçtan ise ortlama 60 kg kâğıt elde edilebiliyor.

Yapılan araştırma ve hesaplar maalesef bir ofis çalışanının, yılda 80 kg kâğıdı çöpe attığını ortaya koymaktadır. Ofislerimizde, iş hayatımızda gereksiz kâğıt kullanımı olmasa, her yıl yüzbinlerce ağacı kurtarabiliriz. Yani, nazik dostumuz kâğıda hak etmediği şekilde kötü ve kaba davranıyoruz. Bu özensizliğimiz yüzünden, daha çok ağaç kesilmesine neden oluyoruz.

Yetişkin bir kayın ağacı, bir günde yaklaşık 1000 kişinin ürettiği karbondioksiti yok ederken, aynı zamanda yılda 7 kg toz ve yaklaşık 300 kg zehri süzebiliyor ve buna bağlı olarak da hava kirliliğinin yaklaşık yüzde 50’si ağaçlar sayesinde temizlenmiş oluyor. Kesilen bir ağacın günde 3 insanın tükettiği oksijeni ürettiğini düşündüğümüzde ise ürkütücü gerçeği fark etmemek mümkün değil.

Geri dönüşümün önemi…

Bu nedenle ‘geri dönüşüm’ günden güne daha önemli hale gelmektedir. Günlük hayatımızda belki de çocuklarımıza dokunduğumuzdan daha fazla kâğıda dokunuyoruz. Kâğıt ve kâğıt ürünlerinin olmadığı bir dünyayı hayal etmek ve böylesi bir dünyada yaşamak neredeyse imkânsız.

Ormanları kâğıt üretimi için hızla yok ediyoruz. Doğal hayatı kendi ellerimizle tahrip ederken ekolojik dengenin bozulmasıyla geri dönülmez bir yolda hızla ilerliyoruz. Oysa ki; Türkiye’deki atık kâğıtlarla günde 175 hektar, dünyadaki atık kâğıtlarla ise her dakikada 110 bin hektar ormanı kurtarmak mümkün. Kâğıt atıklarının geri dönüşüm oranı ülkemizde yaklaşık yüzde 40 seviyelerindedir.

Atık zincirinde kâğıt ve kâğıt türevi malzemeler önemli bir yer tutmakla birlikte, kâğıdın geri dönüşümü diğer maddelere göre çok daha kolaydır. 150 kg atık kâğıttan 100-140 kg mamul kâğıt elde edilebilirken, hurda kâğıdın, tekrar kâğıt imalatında kullanılmasının hava kirliliğini yüzde 74-94, su kirliliğini yüzde 35, su kullanımını da yüzde 45 oranında azalttığı unutulmamalıdır.

O halde üzerimize düşeni yapmalı, daha az kâğıt tüketiminin çözüm yollarını bulmalıyız. Kâğıtsız bir ofis hayatına kadar, kâğıdı mümkün olduğunca ihtiyacımız kadar kullanmalı, nazik dostumuzu geri dönüşüme göndermeden ona hak ettiği değeri vermeliyiz.

Dünyanın yaşanabilir, yaşamın sürdürülebilir olması için…


Yaşar BİLGİNTURAN

Halkbank Sürdürülebilirlik Uygulamaları, Çevre ve Enerji Yönetimi Bölüm Müdürü