Tarihsel Gelişimi Çerçevesinde Kurumsal Sosyal Sorumluluk

İşletmelerin, yalnızca ekonomik hedefleri amaçlayan değil, aynı zamanda toplumsal refah ve sürdürülebilir çevre anlayışını gözeten kurumlar olması gerektiğini savunan Kurumsal Sosyal Sorumluluk’un (KSS) temelleri M.Ö. 18. Yüzyıl’da yazılmış olan Hammurabi Kanunları’na kadar  dayanmaktadır. Günümüzdeki anlamıyla modern sosyal sorumluluk kavramı ise Sanayi Devrimi sonrasında artan istihdam ve çevresel sorunlar nedeniyle gelişmeye başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ekonominin gelişmesiyle 1950’li yıllardan itibaren kurumsal işletmelerin ve topluma karşı sorumluluklarının önemi artmıştır. “İş Adamının Sosyal Sorumlulukları” isimli makalenin 1953 yılında yayınlanması ise toplumun Sosyal Sorumluluk kavramından Kurumsal Sosyal Sorumluluk kavramına geçişinde önemli bir rol oynamıştır.

Sosyal Sorumluluk mu, Kurumsal Sosyal Sorumluluk mu?

Bu iki görüşün ayrışmasının sonucunda, Sosyal Sorumluluk, zorunluluğu ifade eden bir kavram olurken, Kurumsal Sosyal Sorumluluk’ta “gönüllülük” ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda Sosyal Sorumluluk kavramı daha çok işletme mantığını ve iş ahlakını esas alırken, KSS, toplumsal faydanın yanında işletmeye sağladığı faydayı da içinde barındıran bir kavram olmuştur. Başka bir deyişle KSS, bir şirketin, ticari menfaatlerinin yanında toplumun sosyal refahını korumak ve artırmak için de faaliyet göstermesi olarak yorumlanmaktadır.

Toplum ve iş dünyasının bugün artık benimsediği KSS kavramının günümüze uzanırken sert eleştirilere maruz kaldığını da görmekteyiz. Örneğin ünlü ekonomist Milton Friedman’a göre bir şirketin tek sorumluluğu hissedarlarına karşıdır ve amacı da olabildiğince çok kâr etmektir. Freidman, kurumların değil, sadece kişilerin sosyal sorumlulukları olabileceğini söyler. Şirketler kârlarını artırdıkça, daha çok kâr payı (maddi gelir) elde eden hissedarlar kendi serbest iradeleriyle istedikleri şekilde ve daha çok sosyal yardım yapabileceklerdir. Şirketlerin sosyal sorumluluğa kaynak ayırması, hissedarların hak ettikleri kâr paylarını almalarına ve bu kâr paylarını istedikleri şekilde kullanmalarına engel olmaktadır. 

Friedman’ın aşırı görülebilecek bu fikirlerine karşı, birçok akademisyen, “nasıl ki bir birey haklara ve sorumluluklara sahipse, bir işletme de, sanki toplumda yer alan bir vatandaş gibi, çeşitli haklara ve sorumluluklara sahiptir” görüşünü savunmaktadır. Bu görüşe göre, bir bireyden beklenen sorumluluklar işletmelerden de beklenmelidir. Dolayısıyla bir şirket, kendi menfaatlerini gözetmenin ötesinde, toplumsal refahı korumak ve yükseltmek için çalışmalı ve faaliyetlerini bu doğrultuda gerçekleştirmelidir. 

Kurumsal Sosyal Sorumlulukta “İç İçe Çember Modeli” Nedir?

Bu yaklaşımı destekleyen Stainer, 1972 yılında yayınladığı bir makalede, işletmenin sorumluluk sınırlarını yeniden tanımlayan ve üç halkadan oluşan “iç içe çember modelini” ortaya koymuştur. 

Bu modele göre çemberin ilk halkası, işletmenin topluma karşı birinci derecede sorumlu olduğu konuları kapsamaktadır. Bunlar; toplumun istek ve ihtiyaçlarının karşılanması, ekonomik katma değer sağlanması ve istihdam oluşturulmasıdır. İkinci halkada, işletme faaliyetlerinin topluma ve çevreye verdiği zararların giderilmesi için yapılan çalışmalar bulunmaktadır. Çemberin son halkası ise kurumsal sosyal sorumluluk ile ilgilidir. Burada, sadece ekonomiye katkı sağlayan ya da neden olduğu problemlere çözüm arayan şirketler yerine sosyal sorumluluk anlayışı ile toplumsal sorunlara odaklanmış işletmeler bulunmaktadır.  

Günümüz dünyasında ticari işletmelerin, ekonomik hedeflerin yanı sıra, toplumsal refah ve sürdürülebilir çevre anlayışını gözeten, bu doğrultudaki politika ve prosedürleri eyleme döken kurumlar olmaları beklenmektedir. Ayrıca tüketiciler ürün-fiyat gibi somut öğelerin yanı sıra marka, imaj, toplum değerlerine karşı hassasiyet ve çevrecilik gibi önemi gittikçe artan soyut unsurlara da dikkat etmektedir. Bu nedenlerle, bugünün rekabetçi piyasasında fark yaratmak isteyen her modern ticari işletme, kurumsal sosyal sorumluluk projelerine zaman ve kaynak ayırmalıdır.

Kaynaklar

Alakavuklar,  O.,  Kılıçaslan,  N.,  Selcen,  Ö.,  ve Engin, B.  2009.  “Türkiye'de  Hayırseverlikten Kurumsal Sosyal Sorumluluğa Geçiş: Bir Kurumsal Değişim Öyküsü", Yönetim Araştırmaları Dergisi, 9(2), 103-143.

Bowen, H. 1953. Social Responsibilities of the Businessman, Harper, New York: 1953.

Kotler, P. ve Lee, N. 2006. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Çev.:S. Kaçamak, İstanbul: MediaCat Yayınları.

Peltekoğlu, F. B. 1993. “Halkla İlişkiler ve Sosyal Sorumluluk”, Marmara İletişim Fakültesi Dergisi, (2), Nisan, 180-197.

Torlak, Ö. 2007., Pazarlama Ahlakı, İstanbul: Beta Yayınları.