GDO, Küresel Gıda Krizine Karşı Sürdürülebilir Bir Çözüm Olabilir Mi?

Birleşmiş Milletler 2015 yılı raporuna göre şu anda 7,8 milyar olduğu tahmin edilen dünya nüfusunun 2050 yılına kadar 9 milyara ulaşacağı öngörülmektedir. Bu nedenle dünyanın artan nüfusuna yetecek gıda, yem, lif ve enerji gereksiniminin nasıl sağlanacağına dair tartışmalar uzun süredir gelişmiş toplumların gündemindedir. 

Çin veya Hindistan gibi dünyanın yüksek nüfuslu ülkelerinin -artan bir ivmeyle- gıda, yem, lif ve biyoyakıt gereksinimleri olmasına karşın taleplerine cevap verebilecek yeterli ekilebilir arazi alanları bulunmamaktadır1. Örneğin Çin, mevcut dünya nüfusunun %20'sine ev sahipliği yaparken gezegenimizin tarıma elverişli ekilebilir arazilerinin yalnızca %7'sini barındırmaktadır. Diğer yandan, %64’lük bir oran ile tahmini ekilebilir en büyük arazi payına sahip Afrika Kıtası, kendi iç zorluklarından dolayı tam kapasite ile kullanılamamaktadır. Hem Afrika’dan hem de dünyadan pek çok liderin yürüttüğü çalışmalarda Afrika ülkelerinin; demografi, altyapı, tarım ve yönetim süreçleri gibi problemleri ele alınmaktadır. Bu sorunların, yapılan radikal reformlar eşliğinde aşılması halinde Afrika’nın küresel gıda üretiminin merkezi haline getirilmesi amaçlanmaktadır2. Ancak, her ne kadar tarım arazileri tam randımanlı da kullanılsa, artan dünya nüfusunun talebinin karşılanması çok da mümkün görünmemektedir. İşte tam bu noktada işin içine, belki de bir kurtarıcı gibi, genetik bilimi ve “GDO” girmektedir.

GDO (genetiği değiştirilmiş organizma), genel olarak DNA'nın modifikasyonunu sağlayan bir teknoloji kullanarak, genetik materyali değiştirilen bir bitki, hayvan veya mikroorganizmayı tanımlamak için tüketicilerin ve medyanın kullandığı bir terimdir. Mekanik olarak yapılan şey ise sadece belirli bir DNA parçasının bir organizmadan diğerine aktarımı olayıdır. GDO bir bitkiye veya mahsule verildiğinde artık o mahsul, genetiği değiştirilmiş gıda olmaktadır1. 

Peki bu GDO ne işe yaramaktadır? 

Modifiye edilmiş bu gıdalar; tuz oranı yüksek topraklar veya kuraklık gibi çevresel stres faktörlerine karşı daha dayanıklıdırlar. Bununla birlikte, hasat başına daha çok ürün alınabilmesi de GDO’yu çekici kılan bir diğer özelliğidir. 

Dünya nüfusunun hızlı artışı, iklim krizi ve gıda üretiminde yukarıdaki sorunlara eşlik edecek zorluklar önümüzdeki yıllarda kendilerini gösterecektir. Sürdürülebilirliğin tüm kriterlerini karşılamak adına; dünyanın gıda ve tarım ürünlerini artırmak ve biyoyakıt gibi fosil bazlı olmayan enerji kaynaklarını sağlamak için devrimsel GDO üretim teknolojilerini kullanmak gerekmektedir3. 

Sürdürülebilirliği üç boyutta tanımlamak mümkündür: ekonomik, sosyal ve ekolojik. Ürün kalitesini de artık sadece fiziksel kalite boyutunda değil, bu üç sürdürülebilir boyutta incelemek gerekmektedir. Bazı endüstri aktörlerinin toplam kalite, “total quality” (TQ) olarak da adlandırdığı bu üç boyut; daha iyi çalışma koşulları, sağlıklı bir işyeri ve pestisitlerin az ve kontrollü kullanımını sağlamak olarak sayılabilir.

Yapılan iki araştırmaya göre, verimlilik açısından GDO en iyi sonuçları vermektedir. Çünkü bu teknolojinin, üreticilerin gelirini önemli ölçüde artırırken (sürdürülebilirliğin ekonomik boyutu) üretim maliyetlerini %68 oranında azaltabildiği gösterilmiştir. Ayrıca, araştırmalar gösteriyor ki, herbisit ve insektisit kullanımı anlamlı derecede azalmakta, bu da sürdürülebilirliğin ekolojik boyutunu işaret etmektedir4. Son olarak, GDO'lu mısır ve soyanın küresel anlamda kabul edilebilirliği sorgulanamayacak (sürdürülebilirliğin sosyal boyutu) düzeye ulaşmıştır. Yapılan çalışmalar ışığında, GDO’nun ve genetiği değiştirilmiş gıdaların ideolojik veya etik olarak reddedilmesinin dünyaya bir faydası yoktur ve tarımsal ekonomi gündemine ivedilikle alınması gerekmektedir6. 

Gıda, yem, lif ve yakıt (enerji) rekabetinin yanı sıra, artan orman yangınları göz önüne alındığında, arazi ve doğal kaynaklara ulaşabileceğimiz kritik sınırlara yakın olduğumuzu kestirmek çok da zor olmayacaktır. Örneğin UNICEF verilerine göre su kıtlığı ile zaten karşı karşıya bulunmaktayız6. Bu bağlamda tarım alanları ve tekniklerinin bir kısmının tekrardan düzenlenmesi gerekmektedir. Topraksız tarım ve GDO kullanımı bu tip problemlere çözüm olabilir.

GDO, gelecekteki gıda tedarik ihtiyaçlarını sürdürülebilir bir şekilde karşılayabilir mi? Bu hala çevrecilerin, ekonomistlerin, kalkınma ve beslenme uzmanlarının dikkatini çeken, güncelliğini koruyan bir sorudur. Fakat getireceği fırsatlarla genetiği değiştirilmiş tarımsal gıdalar ve GDO teknolojisi üretkenliği artırabilmek ve ekonomiye katkı sağlayabilmek açısından etkili bir seçenek gibi görünmektedir.

Dr. Ahmet Tevfik Albayrak

Referanslar

1.      FAO, ‘12-13.10.2009’, Global agriculture towards 2050,

http://www.fao.org/fileadmin/templates/wsfs/docs/Issues_papers/HLEF2050_Global_Agriculture.pdf, (Date accessed: 06.08.2021)

2.      Isaac Gyamfi, ‘2017’, The future of sustainable global food supply: Is GMO an option?, https://iep.berkeley.edu/content/future-sustainable-global-food-supply-gmo-option, (Date accessed: 06.08.2021).

3.      GM Science Review First Report Archived October 16, 2013, at the Wayback Machine, Prepared by the UK GM Science Review panel (July 2003). Chairman Professor Sir David King, Chief Scientific Advisor to the UK Government, P 9

4.      Daniel Norero, ’23.02.2018’, GMO crops have been increasing yield for 20 years, with more progress ahead, https://allianceforscience.cornell.edu/blog/2018/02/gmo-crops-increasing-yield-20-years-progress-ahead/, (Date accessed: 06.08.2021).

5.      BIO, Global Economic and Environmental Benefits of GE Crops Continues to Rise, https://archive.bio.org/articles/global-economic-and-environmental-benefits-ge-crops-continues-rise, (Date accessed: 06.08.2021).

UNICEF, Water scarcity https://www.unicef.org/wash/water-scarcity, (Date accessed: 06.08.2021).