Kalıcı Değişim İçin Yeniye Adapte Olmayın, Yeniyi Öğrenin

Son sözü başta söyleyelim. Değişim öğrenmekle olur ve öğrenmek de yapınızı değiştirir. Zahmetlidir. Ve biz, neredeyse hemen her zaman, adapte olmayı değişimle karıştırırız.

“Değişim her yerde” söylemi fazlasıyla alıştığımız bir deyiş artık. Ama söylenecek yeni bir şey de yok. Bugün rağbet gören mesleklerin onlarcası on beş yıl önce yoklardı bile. Data mimarı, dijital pazarlama uzmanı, cloud uzmanı ve benzerleri. Değişimin sürekliliği kaçınılmaz olduğuna göre örneğin bugün üniversitelerde okuyan öğrencilerin de henüz olmayan meslekler için hazırlandıklarını söyleyebiliriz. Daha ortaya çıkmamış sorunları daha icat edilmemiş araçlarla çözecekleri bir dünyaya hazırlanıyorlar. Tarihte, belki de ilk defa, dört kuşak bir aradayız. Orta yaş grubu, “Evladım, ara sıra bizi ara.” diyen annesine “Özleyince bir mail yaz anne.” diye yanıt verirken, üniversite öğrencileri hocalarına “Hocam WhatsApp grubu kurduk oradan yazışalım.” diyorlar. Ortaokul ve öncesi yaş grubunun ise hangi kelimelerle kendini ifade edeceği henüz meçhul.

Araştırmalar, gençlerin kırklı yaşlara ulaşana kadar 10-14 kez iş değiştireceğini öngörüyor. Bazıları öyle meslekler seçecekler ki bir işvereni bile olmayacak. Bütün bunların anlamı nedir dediğimizde ise cevap; değişimin artık daha zor olduğu. Teknik bilgi iki yılda bir ikiye katlanıyor. Yani teorik olarak birinci sınıftaki bir öğrenciye anlatılanların yarısı, o üçüncü sınıfa geldiğinde güncelliğini yitirmiş oluyor. Dört yıl lisans eğitiminin üzerine iki yıl da yüksek lisansı eklersek, yüksek lisanstan mezun olduklarında, eğer matematik veya edebiyat gibi temel bilim ve sanat dallarından farklı bölümlerden mezun olacaklarsa, yine teorik olarak öğrendiklerinin tamamını çöpe atabilirler.

Bütün bunlara rağmen bizi bekleyen gerçek ise çoğumuzun bu hızlı değişime sadece adapte olacağı. Çevremizin değişimine adapte olacağız. Pek azımız ne olduğunu öğrenmenin zorluğuna katlanacak. Ve işte değişenler de onlar olacak.

Şimdi de bir örnekle değişimi tarif etmeye çalışalım. Diyelim ki mevcut bir durum ve bir de arzuladığımız bir durum var. İstenen durumu tatlı bir lezzetle, mevcut durumu ise sıkıcı ya da istenmeyen bir durum olarak tanımlayalım. İstenmeyen duruma yeteri kadar sıkıntı veya zorluk, istenen duruma da daha çok lezzet yüklediğimizde mevcut sıkıntılı durumdan arzulanan duruma gidecek enerjiyi içimizde bulabiliriz. İşte değişim isteği budur. Bizim gündelik dilde sorun dediğimiz şey bu ikisi arasındaki farktır ve değişim dediğimiz süreç de bu ikisi arasındaki yolculuktur.

Yolculuk, sorunu formüle etmekle başlıyor. Ancak çoğu zaman mevcut durum tam bir karmaşa. Peki, her şeyi boş verip değişim için daha önce yanıt bulmuş birilerinin yöntemini kopyalasak? Sistem düşüncesinin mimarlarından Russell Lincoln Ackoff diyor ki “Yaşam coşkusu senden gelmiyorsa değişiklik olmaz. Ağaç, öz kendinden olmadıkça çiçek açmaz, kurt kendinden olmadığı sürece çürümez.”

Öğrenme ve adaptasyon farkı da burada ortaya çıkıyor. Ben bir sistemim. Bir de çevrem var. Çevreye uyum sağlayamazsam yaşayamam. Hava soğuyunca palto giyeriz veya dizlerimiz tutmayınca dizlik takarız. Öğrendiğimiz için mi? Hayır. Bu adaptasyon ihtiyacıdır. Biz canlı sistemler, şartlara adapte olan karmaşık sistemleriz.

Öğrenme ise farklı. Öğrenmede, çevrede değişim olmasa da birey kendiliğinden değişimi ister. Rastgele bir şey de değildir bu istek. Mevcut durumdan adeta rahatsızlık duyulur ve değişmek istenir. Gelişim de bu aslında. Top kendisine geldiğinde iki noktaya pas vermeyi beceren bir sporcu bu haliyle takıma adapte olabilir, ama kendini zorlayıp üçüncü bir noktaya pas vermeyi öğrendiğinde gelişmiş olur.

Değişim için adapte olmayıp öğrenmemiz gerekiyorsa öğrenme nasıl olacak öyleyse? En zor olan da sona kalan bu nokta zaten. Zorlanmak ve bu zorlanmaya dayanma gücü gerekli. İş bununla da kalmıyor. Yapımızın buna uygun olması gerek. Mevcut durum örneğin bir motosikletse, bu durumun formula yarış otomobiline dönüşmesini ve öyle bir performans göstermesini bekleyemeyiz. Dolayısıyla yapımızın değişmesi gerekir. İşte öğrenmenin yaptığı  tam da budur. Yapıyı değiştirir. Peki, yapının değiştiğini nasıl anlarız? Çevremizin bize karşı davranışlarıyla. Ancak öğrenmenin kaçınılmaz sonucu tabii bir parça yalnızlaşmak. Bunun üstesinden gelmenin yoluysa yine çevremizi bu yeni halimize ikna etmek. Yalnız kalmamak için inatçı olup ve bir parça liderlik yapıp çevremizi alıştıracağız. Tarih bunu başaran liderlerle dolu.