Tahviller ve Hisse Senetleri

Tahviller ve hisse senetleri, farklı öncelikleri ve tercihleri olan yatırımcılara hitap edebilecek, farklı özelliklere sahip en yaygın finansal varlıklardır. Bu varlıkların sermaye yapısını ve sermaye maliyetini etkileyen durumlar ihraççılar için de kritik öneme sahiptir. Finansal piyasalarda bu denli sık kullanılan ve geçmişten bugüne blog yazılarımızda farklı özelliklerini ayrı ayrı tartıştığımız tahvil ve hisse senetlerini bir de karşılaştırmalı olarak incelemek istedik.

Bu varlıkların fark ve benzerliklerini bilmek yatırımcılar ve ihraççılar açısından yatırım yaparken ya da fon toplarken en iyi yolun ne olduğuna karar vermek açısından büyük öneme sahiptir.

Ortak olmak ya da olmamak

Bir şirketin hissesi, o şirketteki mülkiyeti, ortaklığı temsil eder ve bu hissenin varlığı ortaklara bazı ayrıcalıklar sağlar. Öncelikle ortaklar, şirketi etkileyecek önemli konularda oy kullanma hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanıldığı en can alıcı nokta ise yönetim kurulu seçimidir. Ortaklar, yönetim kurulunu seçtiklerinden, şirketin yönetiminde söz sahibi olurlar ve oy kullanamayacakları en temel günlük operasyonel konuları bile dolaylı olarak etkilerler.

Öte yandan, şirketin borcu bir mülkiyet hakkı değildir. Çünkü aksi takdirde bu, alacaklılar için bir çıkar çatışmasına yol açabilir ve yöneticiler, hissedarların lehine ve borçluların menfaatlerine karşı hareket edebilirler. Örneğin, temerrüde düşmek üzere olan bir şirketin yönetimi, temettü dağıtabilir veya negatif değeri olsa bile riskli projelere yatırım yapabilir. Tahvil sahipleri, yönetimin kendi çıkarlarına zarar verecek eylemlerini sınırlamak için ek borç sınırlamaları veya yeni sermaye yatırımlarına kısıtlamalar koymak gibi koruyucu sözleşmeler kullanır.

Vergi kalkanı ve risk

Borç faizi vergiden düşülebilir bir maliyettir ve bir vergi kalkanı sağlar. Daha fazla faiz gideri, firma tarafından ödenen vergiyi ve sonuç olarak sermaye maliyetini düşürecektir. Öte yandan, hissedarlara ödenen temettüler vergiden düşülemez. Bu nedenle şirket yönetimi borcu, öz kaynağa tercih eder. Ayrıca yeni hisse senedi ihracı, mevcut hissedarlar için mülkiyetin seyreltilmesine neden olacağından, hissedarlar yeni hisse senedi çıkarmak yerine yine borç kullanmayı tercih edebilir. Mevcut hissedarların borçlanma doğrultusunda karar verebilecek olmalarının bir nedeni de yeni ihraç edilen hisselerin halka arz edilmeden önce hissedarlar tarafından satın alınabilmesidir. Aslında bu sayede hissedarlar ortaklık yapılarını koruyabilecek olsalar da bu opsiyonu kullanmak için yeterli fona sahip olmayabilirler.

Yukarıda sayılan tercih nedenlerinin aksine borçlanma, eğer aşırı olursa şirketin mali gücünü zayıflatabilir ve iflasa yol açabilir. Borç, firmanın sorumluluğundadır. Borçlunun planlanmış faiz ödemelerini ve anapara ödemesini kredinin vadesinde yapması beklenir. Şirket bu ödemeleri kaçırırsa, alacaklılar şirketin tasfiyesini talep etme hakkına sahiptir. Daha fazla borç, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini zorlaştıracak ve finansal başarısızlık olasılığını artıracaktır. Vergi kalkanının avantajları ile olası iflasın getireceği maliyetler arasında denge kurmak gerektiğinden ekonomi literatürü optimum düzeyde bir borç önermektedir.

Risk ve getiri

Tahviller, hisse senetlerine göre daha düşük risk seviyesine sahip, daha muhafazakâr bir yatırım aracı olarak kabul edilir. Bunun nedenlerinden birincisi, tahvillerin genellikle sabit faiz ödemelerine sahip olması (kuponlar) ve yatırımcının, tahvilin vadesine kadar elde tutulması halinde elde edeceği getiriyi net olarak bilmesidir. Diğer yandan, bir hisse senedinin getirisi ise şirketin performansına bağlıdır. Yatırımcı, şirketin arzu edilen performansının altında kalması durumunda zarar etme riskini taşırken, firmanın yukarı yönlü potansiyelinden faydalanabilir.

Tahvillerin daha az riskli kabul edilmelerinin ikinci nedeni ise şirketin iflası durumunda, tahvil sahiplerinin, hissedarlar nezdinde varlıkları talep etme hakkına sahip olmasıdır. Dolayısıyla tahvil sahiplerinin şirketin tasfiyesi durumunda yatırımlarının en azından bir kısmını kurtarma olasılığı daha yüksektir.

Özetle, yatırımcıların yatırım kararı verirken öncelikle risk iştahlarını göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Riskli varlıklara, kaybetmeyi göze alamayacakları büyüklükte varlıkları yatırmamalıdırlar. Eğer bir tahvil, yatırım amacıyla düşünülürse, tahvilin riskliliğini etkileyebilecek koruyucu sözleşmelerin, teminatların ve diğer özelliklerin olup olmadığını anlamak için tahvilin senedi araştırılmalıdır.