Risk Yönetimi ve Önemi

Risk yönetimi finans dünyasında her dönem önemini koruyan ve çoğu zaman da hayati rol oynayan bir başlıktır. Jeopolitik risklerin baş döndürücü bir hızla yükseldiği günümüzde risk yönetiminin önemi de giderek arttı. Bu nedenle şirketlerin başarısı büyük ölçüde risklerini belirleme, yönetme, azaltma, önleme kapasitelerine bağlıdır.

Peki risk denilen kavram nedir? Bankacılık sektörü başta olmak üzere riskler nelerdir? Günümüzde hangi risklere daha çok dikkat edilmelidir? Risklerin yönetiminden ne anlaşılmaktadır? Bu risklerden korunmak mümkün müdür? Yönetilememesi durumunda ne gibi durumlar ortaya çıkar? Tüm bu sorulara gelin birlikte yanıt arayalım.

Risk;  

“Piyasadaki ve ekonomik koşullardaki değişimler sonucunda, bir yatırımın gerçek getirisinin beklenen getiriden farklı olması veya zarar oluşma ihtimali, olasılığı” olarak, 

Bankacılık denetimi açısından ise “tahmin edilen ya da beklenmeyen potansiyel gelişmelerin banka sermayesi ve karlılığı üzerindeki etkisi” olarak tanımlanıyor.

1980 ve özellikle de 1990'lı yıllardan sonra gerek uluslararası, gerek banka bazında yaşanan krizler, problemler ve kayıplar, bankacılık sektörünü genel olarak olumsuz biçimde etkiledi. Önemli maddi kayıp, zarar ve iflaslara neden oldu.

Özellikle iflas veya büyük zararlara yol açan bazı bankalardaki problemlerin en temel nedenleri;

Banka yönetimi veya yetkilileri tarafından ölçüsüz biçimde risk alınması ve alınan bu risklerin kontrol edilebilmesini sağlayacak Risk Yönetimi, İç Kontrol ve İç Denetim birimlerinden oluşan İç Sistemlerin oluşturulmamış olması veya oluşturulan mekanizmalardaki büyük aksaklıklar olarak gösterilebilir. 

Reel sektörde faaliyet gösteren birçok firmanın iflas etmesi yine bu nedenlere bağlanabilir.

Bu konuda Dünya üzerinde bilinen en önemli örnek, Barings Bank'ın iflas etmesidir. Bu iflas dünya genelinde tüm finansal kuruluşların risk yönetimi ve iç kontrol sistemlerini yeniden yapılandırmalarının gerekliliğini ortaya koyarak adeta kendine gelme çağrısı olmuştur. 

Barings Bank'ın Singapur bölgesindeki biriminde görevli, güvenilir personeli Nick Leeson, belirli aralıklarda hareket göreceğini varsayarak; Nikkei endeksinde yetkilendirilmemiş future ve opsiyon pozisyonlarını aldı. Bu pozisyonlardan kısa dönemde kar etmiş olsa da, 17 Ocak 1995’de Kobe depreminin etkisi ile Nikkei endeksi sarsıldı ve Leeson'un stratejisi çöktü. Bu olay sonrasında banka 1 Milyar USD'ı aşan zararla 26 Şubat 1995’de battı.

Bu büyük zarara yol açan işlemler incelendiğinde, Barings Bank'ta çok büyük kontrol eksikliği ve zayıf bir yönetimin olduğu tespit edildi. Zira Leeson, hem işlem masasını, hem de arka ofisin kontrolünü elinde tutuyordu. Aslında onu tek başına Barings Future Singapur olarak tanımlamak yanlış olmaz. Nick Leason böylece rahatça pozisyon alarak istediği şekilde yönetmiş ve oluşan zararları da fiktif nitelikteki hesaplarda gizlemiş oldu. Banka Leeson'u işlemler bölümünün başına getirirken ödemeler departmandaki görevini korudu.

Görevler ayrılığı ilkesine aykırı alınan bu karar ise Leeson’a aldığı riskleri gizleme fırsatı verdi. Dönemin en önemli bankalarından biri olan ve raliçenin bankası olarak da adlandırılan bir Banka, sadece bir kişinin suiistimali sonucu batmış ve 1 sterline Hollandalı İNG gruba satılmıştır.

Risk yönetimi ve denetimin öneminin anlaşılmasında ikinci önemli örnek Daiwa Bank’ın batışıdır.

Japonya merkezli Daiwa Bank'ın Amerika organizasyonunda trade işlemleri ile ilgili oluşan zararların muhasebe kayıtlarına yansıtılmaması ve zararına satılan kağıtların fiziken teslim edilmelerine rağmen muhasebe kayıtlarına yansıtılmaması ile ortaya çıktı. Anılan işlemler sonucunda 1,1 Milyar USD zarar ortaya çıkmıştır. ABD'deki Genel Müdür Yrd. Toshidide Iguchi 17 Temmuz 1995’de Daiwa Bank Genel Merkezi’ne 30 sayfalık mektup yazarak işlemlere itiraf etmiştir. Durum, Japonya Başbakanlık ve Hazine Bakanlıklarından sonra ABD'ye bildirildi. Bankanın ABD bölümü kapatılarak Iguchi tutuklandı. Detaylı bir denetim ve suç araştırması yapıldı. Yapılan bu araştırmalarda ABD muhasebe standartlarına aykırı işlemlerin ve bilgi gizlemenin uzun süreden beri yapıldığı ortaya çıkmıştır.

Suistimal riskinin iyi yönetilemediği bu iki önemli olay sonrasında dünyada risk ile ilgili bu konuda çeşitli düzenlemeler yapılmaya ve önlemler alınmaya başlandı. 

Öte yandan günümüzde giderek hızlanan küreselleşmeye bağlı olarak finansal piyasaların serbestleşmesi, 

  • Risk hacminin giderek artması, 
  • Karmaşık ürünlerin ortaya çıkması, 
  • Piyasaların iç içe geçmesi, 
  • Belirsiz piyasa koşullarının oluşması, 
  • Yasal yaptırımların baskısı, 

Gelişmiş ülkelerdeki kar marjlarının daralmasıyla gelişmekte olan piyasalara yatırım yapan uluslararası sermayenin yaptıkları yatırımların geri dönüşünü güvence altına almak amacıyla tüm Dünyada daha sıkı kurallar empoze etme eğilimleri de başta bankacılık olmak üzere bazı sektörlerde risk yönetimi ve iç kontrol sistemlerinin oluşturulması sürecini hızlandırdı.

Ancak tüm bu yaşananlardan gerekli dersler çıkarılamamış olacak ki, risk yönetimi ve denetime ilişkin yapılan bir dizi hata sonucunda 2001 yılının Aralık ayında dünya enerji devi olan Enron, iflasını açıkladı ve 1929 bunalımından bile daha önemli olduğu belirtilen 2008 küresel krizi yaşandı. Bu kriz sonrasında da yüzlerce finans kurumu ve binlerce reel sektör firması battı ve milyonlarca kişi işsiz kaldı.