Finansal Balonlar ve Sonrası

Yazı dizimizin ikincisinde tarihteki önemli finansal balonları ve bu balonların ardından yaşananları anlatmaya devam ediyoruz.

1929 Büyük Buhranı’nda ve 2000 dot-com krizinde çöküşü tetikleyen unsurlardan biri finansal balonun büyümesini durdurmaya çalışan Amerikan Merkez Bankası Fed’in[U1]  faiz artırımına gitmesidir. Yani başka bir ifadeyle Fed, ancak balon oluştuktan sonra frene basmaya çalışmış fakat çöküşü engelleyememiştir. O halde bu durumu genelleyerek şu soruyu gündeme getirebilir miyiz? “Balonlar oluştuktan sonra yapılabilecek bir şey var mıdır?”

Finansal balonlarda yaşanan en büyük sorun, çöküş sırasında hiç alıcının olmaması ve likiditenin kaybolmasıdır. Böyle durumlarda devletlerin finansal piyasalara müdahale edip likidite sağlaması ise geçmişten günümüze tartışılan bir konudur. Örneğin W. Forbes (2009), devlet kurumlarının vatandaşların vergilerini kullanarak, kendilerinin de katkıda bulundukları balonlara müdahale edemeyeceklerini öne sürmüştür. Fakat 2008 krizinden sonra uygulanan politikalar adeta bu görüşü çürütür nitelikte olmuş ve daha önce uygulanan yaklaşımlardan büyük farklılıklar göstermiştir. Michael Friedman ve Anna Schwartz, 1929 Büyük Buhranı’ndaki merkez bankası politikalarını eleştirmişler ve Fed’in bu süreçte piyasaya likidite sağlamamasının Büyük Buhran’ın bu kadar uzun sürmesinin nedeni olduğunu iddia etmişlerdir. Daha sonra Fed Başkanı olan Ben Bernanke ise bu konuyla ilgili olarak 2002’de verdiği bir konuşmada, Michael Friedman ve Anna Schwartz’ın haklı olduğunu belirtip 1929’da uygulanan para politikalarının yanlış olduğunu ve bir daha tekrarlanmayacağını ifade etmiştir.

Gerçekten de 2008 krizi sonrasında ve 2020’de pandeminin etkileriyle finansal piyasalarda meydana gelen sert hareketlerde Fed, 2000 dot-dom ve 1929 Büyük Buhranı’nın aksine piyasaya bol likidite vererek krizlere müdahale etmiştir. Hatta William Forbes’un (2009) görüşünün aksine Fed, sadece parasal likidite sağlamakla kalmamış aynı zamanda finansal piyasalarda işlem yaparak da likidite yaratmış ve piyasaların hızla toparlanmasına ön ayak olmuştur. Bu müdahalelerin sonucunun ne olduğu sorusunun cevabı ise gerek 2008 Küresel Krizi sonrasında, gerekse 2020 pandemi şoku sonrasında piyasaların çöküşü engellenmiş, hızla toparlanan piyasalarda yeni rekorlar bile kırılmıştır.

Merkez bankalarının müdahaleleri sonucu özellikle Avrupa’da bazı düşük riskli devlet borçlanma senetlerinde negatif faiz oranları görülürken, paranın düşük maliyeti nedeniyle risk iştahı artmış ve bu da varlık fiyatlarına yansımıştır. İşte bu aşırı fiyatlama nedeniyle günümüzde büyük bir finansal balonun içinde olduğumuz görüşünde olan yatırımcılar ve uzmanlar bulunmaktadır. Bu görüşe göre yapılan müdahaleler balonu patlatmasına mani olmuş ve daha da büyütmüştür. Gerek finansal piyasalarda, gerekse diğer varlık çeşitlerinde önceki finansal balonlardakine benzer irrasyonel fiyat hareketleri görülmüştür. Bununla beraber son dönemde sağlanan likidite tüm dünyada enflasyonun artmasına neden olmuştur. Bu çerçevede merkez bankalarının piyasa faizlerini artırmak durumunda kalması söz konusu olacak, faizlerin artması ve likiditenin çekilmesi ise daha önceki finansal balonlarda olduğu gibi alıcıların kaybolmasına ve piyasaların çökmesine neden olabilecektir.

Modern para teorisi, finansal çöküşleri engellemek için merkez bankaları tarafından günümüzde uygulanan parasal genişlemeci politikaların, egemen para birimine sahip ülkeler için sorun oluşturmayacağını söylemektedir. Aynı teori, bugün görülmekte olan yüksek enflasyonun da geçici olduğunu savunmaktadır. 2000’li yıllardan sonra uygulanmakta olan bu genişlemeci para politikalarının sürdürülebilir olup olmadığını ve bu ekonomilerin bir finansal çöküşe neden olmadan piyasalarda oluşan balonları yönetip yönetemeyeceğini zaman içinde göreceğiz ve bu soruların yeni cevaplarını ancak o zaman verebileceğiz.

Prof. Dr. Cenktan Özyıldırım

Kaynaklar: