Faiz Oranlarını Anlamak

Finansal piyasalarda faiz oranları en yakından takip edilen finansal göstergelerden biri olarak kabul edilir. Çoğu zaman günlük haberlerde, ekonomik yorumlarda, finansal değerlendirmelerde hep göz önünde bulundurulan bir değişkendir.

Faiz oranları, finansal yatırım kararlarının verilmesinde, tasarruf veya harcama kararlarında hep dikkate alınır. Farklı borçlanma araçları farklı ödeme ve vade yapılarına sahiptir. Bunların birbirleri ile karşılaştırılabilmesi ancak aynı türden faiz oranları ile düzenlenmiş olmalarına bağlıdır. Faiz oranlarını değerlendirirken paranın zaman değeri altında bugünkü değer, gelecekteki değer kavramları hep ön plana çıkar. Faiz, tasarrufçu (yatırımcı) açısından paranın kullanım hakkından belli bir süre vazgeçmenin getirisidir. Buna karşılık, borçlanan açısından ise parayı belli bir süre elinde bulundurmanın bedelidir.

Piyasa faiz oranı, piyasada konu olan zamanda geçerli olan cari faiz oranını ifade eder. Nominal faiz oranı ise aynı zamanda kote edilen faiz oranı olarak da adlandırılır.

Finansal literatürde faiz oranlarının belirlenmesinde iki temel kabul söz konusudur. Bunlardan birincisi, Fisher’ın Ödünç Verilebilir Fonlar Teorisi’dir. Buna göre, denge faiz oranı, ödünç verilebilir fon arzı ile ödünç verilebilir fon talebinin eşitlendiği noktada oluşur. Fisher’a göre, talep arzdan yüksek ise faizler yükselir, tersi durumda ise düşer. Ancak, faizler çok yükseldiğinde fon talep eden birimler bu faiz düzeyinden borçlanmak istemeyeceklerdir. Yine Fisher’a göre, enflasyon faiz oranlarını etkiler ve enflasyon arttığında fon arz edenler, paranın satın alma gücündeki kaybı dengelemek için ilave prim beklerler.

İkinci temel kabul ise Keynes’in Likidite Tercihi Teorisi’dir. Bu teoriye göre, denge faiz oranı, tasarruf ve yatırım harcamalarından bağımsız olarak para arz ve talebine göre belirlenir. Para piyasasındaki arz ve talep ele alınarak denge faiz oranı belirlenir ve faiz oranları düştükçe para talebi genişler. Yani para talebinin faiz elastikiyeti yüksektir.

Bir menkul kıymetin değeri, piyasa faiz oranlarıyla bu menkul kıymeti çıkaran kurumun temerrüt riski, likidite riski, vergi durumu, içerdiği özel haklar ve vade yapısı gibi birtakım özelliklere bağlıdır. Tahvilin farklı bir para biriminden ihraç edilmesi durumunda ise buna bir de kur riski eklenebilecektir.

Ülkemizde, faiz oranlarının belirlenmesinde ve fiyat istikrarının sağlanmasında T.C. Merkez Bankası aktif bir rol üstlenmekte ve banka bünyesinde görev yapan Para Politikası Kurulu (PPK) politika faizini bir hafta vadeli repo faiz oranı olarak belirlemiş bulunmaktadır. PPK, ayda ortalama bir kez yaptığı toplantılarla söz konusu oranı güncellemekte ve/veya sabit tutmaktadır.

T.C. Merkez Bankası’nın gecelik vadede bankalardan borçlanabileceği ve bankalara borç verebileceği faiz seviyelerinin arasında kalan alan “faiz koridoru” olarak tanımlanmaktadır. Faiz oranlarının bu koridor içerisinde kalması Merkez Bankası’nın öncelikli hedeflerinden birisidir. Ayrıca, Parasal Aktarım Mekanizması içerisinde faiz kanalı önemli bir kanal olup Merkez Bankası beklentiler kanalını da kullanarak enflasyon hedefini gerçekleştirmeye ve bu suretle fiyat istikrarını sağlamaya çalışmaktadır. 

Finans teorisinin genel kabullerinden birisi de insanların servetinin, finansal varlıkların göreli beklenen getirisinin ve likiditesi arttıkça yatırıma yönlendirdikleri tutarın da aynı yönlü olarak artacak olmasıdır. Buna karşılık, finansal varlıkların göreli riski arttıkça bu kez de bu varlıklar için yatırıma yönlendirilen tutar doğal olarak azalacaktır. Zira Modern Portföy Teorisi uyarınca, yatırımcılar beklenen getiriyi arzulanan bir şey olarak görürken, riski ise kaçınmaları gereken bir şey olarak değerlendirirler. Yine aynı yerden devamla, enflasyondaki ve faiz oranlarındaki artış beklentileri yatırıma yönlendirilen tutarlarda bu defa tersine bir etki yaratarak düşüşe sebebiyet verecektir.

Konuyu tahvil piyasası açısından değerlendirirsek; yatırım araçlarının kârlılığı, enflasyon beklentisi ve kamu kesimi finansman ihtiyacı arttıkça tahvil ihraçları daha da artacaktır. Söz konusu tahvillerin kuponlu olarak ihraç edilebilmesi mümkün olduğu gibi iskontolu olarak da ihraç edilmeleri mümkündür. Bir tahvilin vadeye kadar getirisinden bahsediyorsak, bu tahvilin bugünkü değerini, tahvilin ömrü boyunca elde edilecek ödemelerinin bugünkü değerine eşitleyen faiz oranı söz konusudur. Bu hesaplama, faiz oranlarını doğru bir şekilde ölçmenin en etkin yöntemi olarak kabul edilir. Uzun vadeli tahviller daha yüksek faiz oranı riski taşıdıkları için fiyatlarının ve getirilerinin oynaklığı (volatilitesi) çok yüksektir.

Son olarak, tüm borçlanma araçlarının temerrüt ve likidite riskini minimum seviyede bulundurmak için diğer bir gösterge de ilgili borçlanma aracının FitchRatings, Moody’s ve S&P gibi uluslararası derecelendirme kuruluşlarından aldığı derecelendirme notudur. Yüksek derecelendirme notuna sahip bir borçlanma aracının daha düşük derecelendirme notuna sahip bir borçlanma aracına göre daha düşük düzeyde risk içerdiği söylenebilir.

Dr. Cengiz Doğru

 

Kaynakça:

Frederic Mishkin, The Economics of Money, Banking and Financial Markets, 2011.

AP Faure, Financial Institutions: An Introduction, Quoin Institute, 2015.

T.C. Merkez Bankası, Enflasyon Raporu, 2021/1, Ocak 2021.

T.C. Merkez Bankası, Para ve Kur Politikası Metni, Aralık, 2020.