Enron Skandalı ve Sonrası

Finans piyasalarındaki en büyük skandallardan olan ve sonrasında finans piyasası, muhasebe ve denetim standartlarında gerçekleştirilen değişikliklerin en önemli nedenlerinden biri hâline gelen Enron’un iflasının üzerinden 20 yıl geçti. 5 Mart 2001’de Bethany Mclean’in Fortune dergisinde çıkan yazısında Enron’un gelirleri ve şeffaf olmayan muhasebe kayıtlarıyla ilgili sorduğu soruların cevabı bir anlamda bu iflasla verilmiş oluyordu. 16 Ekim 2001 tarihinde Enron, 634 milyon dolar zarar açıklamış ve 1.2 milyar dolarlık varlığını silip öz kaynaklarında yüzde 10’luk bir düzeltme yapmıştı. Bu iflas adım adım gelmişti. Çünkü zaten iflasın öncesinde, Enron ile ilgili kaygılar, hisse senedi fiyatlarına yansımıştı. Mart 2001 başında 70 dolar olan hisse senedi, Ağustos 2001 sonunda 35 dolara, ekim sonunda da 12 dolara düşmüş ve nihayet hisse senetlerinin 2001 yılı sonundaki değeri 1 doların altına inmişti.

Başlangıçta Enron, doğal gaz iletim faaliyetlerinde bulunun bir şirketti. Fakat o dönem Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) doğal gaz satışının serbest bırakılmasıyla Enron, doğal gaz alım-satım işine girdi ve doğal gaz üreticileri ve tüketicileriyle türev sözleşmelerle işlem yapmaya başlayan bir şirket hâline geldi. Sonrasında ise kömür, elektrik, kâğıt ve çelik gibi diğer emtia ve varlıklar için de türev işlem ticareti yapmaya başladı. Daha fazla büyüme hedefiyle Enron nihayet, elektrik santralleri, su tesisleri ve geniş bant hizmetleri gibi farklı iş alanlarına da girdi.

Enron mark-to-market olarak bilinen, varlıkların ve yükümlülüklerin piyasaya uygun değerini kullanmayı amaçlayan bir muhasebe yöntemini kullanmayı tercih etti ve bu konuda 1992 yılında ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’ndan (SEC) onay aldı. Bu muhasebe yöntemi maliyete değil, varlıkların gerçek değerine ya da başka bir ifadeyle adil değerine dayanan ve özellikle finansal varlıklarda yaygın kullanılan bir uygulamadır. Örneğin, uzun vadeli bir kontratın ileride yaratacağı nakit akışlarının bugünkü değeri kullanılarak varlığın değeri hesaplanmakta ve gelir olarak gösterilmektedir. Özellikle karmaşık kontratlar için gelecekte söz konusu olan gelir ve maliyetleri tahmin etmek oldukça zordur ve bu tür tahminler manipülasyona açıktır. Dolayısıyla Enron, manipülatif bir tahminle elde edeceğini düşündüğü kârını gerçek kâr olarak raporluyordu. Ancak bildirilen kâr ile nakit girişi arasında büyük farklar ortaya çıktıkça yatırımcıların kâr beklentilerini karşılayabilmek için yeni projelere giriliyor ve yeni tahmini kârlar ve büyüme oranları raporlanıyordu.

Başka bir finansal tablo makyajlaması ise, yapılan bu yatırımlar için kullanılan dış kaynakların yarattığı borç miktarı ve yanlış yatırım kararları neticesinde oluşan kötü varlıkları gizlemek için kullanılan özel amaçlı kuruluşlardı. Enron, problemli varlıklarını kurduğu özel amaçlı kuruluşlara (special purpose entrerprise) satıyor ve bu şekilde bilançosunu temizliyordu. Bu özel amaçlı kuruluşlar, sorunlu varlıkları satın alabilmek amacıyla bankalardan kredi kullanıyor, söz konusu kredilerin teminatı olarak da Enron hisse senetleri veriliyordu. Bu şekilde Enron’un borçları, olduğundan az görünüyor, zarar eden varlıklar bilançodan çıkarıldığı için kârı da daha yüksek raporlanıyordu. Böylece Enron’un hisse senetlerinin değeri 2001 yılına kadar sürekli olarak artmış, bu yapı da kreditörler tarafından hiç sorun edilmemişti. Aslına bakılırsa kullanılan özel amaçlı kuruluşlarla ilgili hukuki bir sorun da bulunmuyordu. Hatta Enron hissedarlarını, varlıklarını devrettiği bu özel amaçlı kuruluşlarla ilgili bilgilendiriyordu. Sorun, Enron’un hisse senetlerinin değerinin düşmesiyle kreditörlerin teminat olarak tuttukları hisse senetlerinin değerinin yetersiz kalmasıyla ortaya çıkmıştı.

Tüm bu süre zarfında Enron’un denetimlerini gerçekleştiren ve o dönemlerde Türkiye’de de faaliyet gösteren Amerika’nın en büyük denetim firmalarından Arthur Anderson çok sayıda suçlamayla karşı karşıya kaldı. Şirket, aslında çok az sayıda çalışanıyla Enron skandalına dâhil olmuşken yaşadığı prestij kaybı nedeniyle faaliyetlerine son vermek zorunda kaldı.

Enron skandalı halka açık şirketlerin finansal raporlama ve denetim süreçlerindeki sorunları göz önüne seren ve Amerika’da Sarbaney Oxley Act olarak da bilinen düzenlemelerin hayata geçmesine neden olan bir olaydır. Bu düzenlemeyle şirketlerin finansal tablolarının doğruluğu konusunda şirket üst yönetimi sorumlu tutulmuş, denetim komitesi kurulması zorunlu hâle gelmiş ve denetim yapan denetçi kurumun söz konusu şirkete başka konularda danışmanlık hizmeti vermesi yasaklanmıştır.

Enron, 2001’de, 66 milyar dolar büyüklüğündeki varlığıyla iflas ettiğinde o tarihe kadar görülmüş olan en büyük şirket iflasına imza atmıştır. Enron’u özel kılan diğer bir unsur ise 2001 yılında Fortune tarafından en yenilikçi şirket seçilmiş olmasına rağmen finansal raporlarda yapılan makyajlamalar nedeniyle beklenmedik bir şekilde çok kısa süre içinde iflas etmesidir.

Prof. Dr. Cenktan Özyıldırım

Referanslar:

  • McLean, Bethany; Elkind, Peter (2003). Enron: The Smartest Guys in the Room. ISBN978-1-59184-008-4.